IREM | READS

Blogger tarafından desteklenmektedir.



                                                   
                                           
Herkese yeniden merhaba!
Bugün uzun bir aradan sonra kitap yorumu yazıyorum. Üstelik bu kitap en sevdiğim yazarlardan birinin, Dan Brown'ın kitabı. 
Uzunca bir süredir kendisinden yeni kitap bekleyenlerden biri olarak bu kitabın çıkacağını duyduğumda çok sevindim. Roman 3 Ekim'de 12 ülke ile aynı anda Türkiye'de satışa çıktı ve saat farkı sebebi ile kitaba ilk sahip olanlar Türk okurlar oldu. Fakat o kadar uzunca süre beklediğim kitabın çıkacağı tarihi unutmuş olmam nedeniyle ben onlardan biri olamadım. Son sınıf olmayı böyle özetleyebilirim size aslında. Çok sevdiğiniz yazarın yeni kitabının çıktığını dahi unutabiliyorsunuz yoğunluktan. Neyse, konumuz bu değil. Bunları başka bir yazıda konuşuruz. Ben böyle unutmuşken bir D&R alışverişimiz sırasında denk geldik ve bir arkadaşım bana hediye etti bu kitabı. Kendisine buradan da teşekkür edeyim. Bir insana alınabilecek en güzel hediyelerden biri ciltli birinci basım Dan Brown kitabı olabilir.

KONU


Kim olursan ol, neye inanırsan inan,
Çok yakında her şey değişecek...

Genç adam, aniden üç büyük dinin temsilcilerine döndü. “Şaşırtıcı bulacağınızı tahmin ettiğim bilimsel bir buluşum sebebiyle bugün buradayım. İnsanlık deneyimimizin en temel iki sorusuna cevap bulma ümidi ile yıllardır peşinden koşuyordum. Bu bilginin tüm inananları derinden etkileyeceğine inanıyorum. Nasıl desem, ‘yıkıcı’ diye tanımlanabilecek bir değişikliğe sebep olabilir. Birazdan görecekleriniz, dünyayla paylaşmayı umduğum sunumun kaba bir kesiti. Fakat bunu yapmadan önce dünyanın en etkili din adamlarına danışmak, en çok etkilenecek kişilerce nasıl algılanacağını öğrenmek istedim.”

Piskopos, haham ve ulema birbirlerine baktılar, sıkılmış görünüyorlardı. Piskopos, “İlginç bir girizgâh Bay Kirsch. Bize gösterecekleriniz dünya dinlerinin temelini sarsacakmış gibi konuşuyorsunuz," dedi. Genç adam kutsal metinlerin saklandığı bu eski mahzende etrafına baktı. Temellerini sarsmayacak, yıkacak, diye düşündü. Din adamları üç gün içinde bu sunumu bir etkinlikle insanlara duyuracağını bilmiyorlardı. Bunu yaptığında tüm insanlar, dini öğretilerin gerçekten de ortak bir noktası bulunduğunu anlayacaklardı: Hepsinin tümden yanlış olduğunu...

Nereden geldik? Nereye gidiyoruz?

İnsanoğlunun var olduğu günden beri cevabını bulmaya çalıştığı bu temel soruya cevap bulma iddiasındaki bir fütüristin tam da keşfini açıklayacağı gece her şey trajik bir biçimde karanlığa gömülür. Eski öğrencisinin sunumuna davetli olan Simgebilim Profesörü Robert Langdon söz konusu keşfi öğrencisinin anısına dünyaya duyurmaya karar verir. Ancak, kendisini bekleyen şifrelerden, acı sürprizlerden ve ölümcül fanatiklerden habersizdir...

ALINTILAR

I + XI = X

Bir artı on bir eşittir on mu? Hemen, "Yanlış," dedi.
"Peki bunun doğru olmasının bir yolu var mı sence?"
Ambra başını iki yana salladı. " Hayır, denklemin kesinlikle yanlış."
Profesör nazikçe genç kadını elinden tutup kendi bulunduğu tarafa çekti. Ambra işaretlere onun durduğu noktadan bakıyordu.
Denklem baş aşağı olmuştu.

X = IX + I

Ambra şaşkınlık içinde başını kaldırdı.
Langdon gülümsüyordu. "On eşittir, dokuz artı bir. Bazen başka birinin gerçeğini anlamak için tek yapman gereken bakış açını değiştirmektir."
Sayfa 510
"Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikâyeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var."
Sayfa 20
" Vicdanın kılavuzun olsun. Önünü göremediğinde sana yolu kalbin göstersin. " 
Sayfa 378
Felsefemiz teknolojimize yetişsin. Şefkatimiz gücümüze yetişsin. Ve değişim motoru korku değil sevgi olsun.
Sayfa 483
"En tehlikeli teröristler aslında bombaları yapanlar değil, çaresiz topluluklara nefret aşılayan ve emrindekileri şiddet içerikli eylemlerde bulunmaya teşvik eden nüfuz sahibi liderlerdir. Kolay etki altında kalan insanlara hoşgörüsüzlük, milliyetçilik veya kin aşılayarak dünyayı altüst etmek, tek bir güçlü ve kötü insana bakar.
Sayfa 392
"Dini tarihin başlangıcından bu yana türümüzün içindeki ateistler, Hıristiyanlar, Müslümanlar, Yahudiler ve tüm dinlerin mensupları, hiç bitmeyen bir çapraz ateşe tutuldu. Bizi birleştiren tek şeyse barışa duyduğumuz derin özlem."

"Memento mori," diye fısıldamıştı. "Ölüm aklından çıkmasın. En büyük güce sahip insanlar için bile hayat kısadır. Ölümü yenmenin tek bir yolu vardır, o da insanın hayatını bir şaheser haline getirmesidir."

YORUM

Dan Brown'ın inanılmaz güzel bir anlatımı var her şeyden önce. Hikaye ne olursa olsun kitap bittiğinde hikayeden çok daha fazlasını öğrenmiş şekilde kapatıyorsunuz kitabın kapağını. Bi kere muazzam sanat tarihi bilgisinden mutlaka faydalandırıyor okuyucularını kitaplarında. Kitabı okurken yanınıza bir not defteri alıp not alarak okuyup sonrasında bahsettiği şeyleri biraz araştırmanızı öneririm. İnanın bana çok faydalı bir okuma olur, ben öyle yaptım.

Robert Langdon diyince aklınıza ne geliyor? Gizem, din, bilim, sanat, mimari ve Langdon'ın peşine düşen suikastçiler. Dan Brown bizi yine şaşırtmamış ve bildik bir Langdon hikayesi yazmış aslında. Pek şaşırtıcı bir hikaye olmasa da yine nefessiz okuduğum bir kitap oldu kendileri! Genel hatları diğer kitaplarındakinden farksızdı; Robert Langdon bir davet alır, sonrasında bir cinayete şahit olur ve olayları çözmeye çalışır, bu sırada ona çekici bir kadın eşlik eder. Gizemleri çözerken bolca dini imgeye ve tarikata rastlarız ve gizemlerin çözülmesiyle kitap biter. Hikaye aynı olunca açıkçası insan biraz hayal kırıklığına uğramıyor değil. Çünkü uzun zaman sonra gelen bir kitap ve dolayısıyla insanların beklentileri de oldukça yüksek. Genel hatlar ve gidişat konusunda beni biraz hayal kırıklığına uğratsa da konu olarak oldukça beğendiğim bir kitap oldu. İnsanlık tarihinden beri en çok merak edilen sorular olan "Nereden geliyoruz?" ve "Nereye gidiyoruz?" sorularının cevabını bulduğunu ve bildiğimiz her şeyin değişeceğini kanıtlayan bir buluşu olduğunu söyleyen Edmond Kirsch, buluşunu açıklayacağı davete Langdon'ı da davet eder ve böylece kendimizi her şeyi yeniden sorgularken buluruz. Kitapta en sevdiğim şey yine bol bol din ve bilime yer verilmiş olması. İkisini birlikte, iç içe ve birbirinden ayrı olarak görme fırsatı sunmuş yazar. Ben ikisinin iç içe ve aslında birbirinden çok farklı olmadığı yanlarını da aktarmasını çok sevdim. Bir diğer sevdiğim şey ise kitaptaki tüm mekanların gerçek olması. Yani bir yandan bahsi geçen mekanların fotoğraflarına bakıp Tom Hanks'i Langdon rolüyle o mekanlarda canlandırarak okudum kitabı. Böylece kitabı okurken film de izliyormuşum gibi oldu.
Kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Kurgunun aynı olması dışında gayet sürükleyici ve güzel bir kitaptı. Bu tarz kitapları sevenler ya da Langdon'u özleyenler mutlaka okusun derim.

KİTABI SATIN AL

Share
Tweet
Pin
Share
4 yorum
Aslında kitap okumayı seven insanlar için yaz tatili, kış tatili, bayram tatili falan yoktur. Kitap okumak için tatil ya da boş zaman beklemez, kitap için zaman yaratır onlar. Bu yazı onlara sadece öneri niteliğinde olacak.
Bu yazıyı asıl bana sürekli "Kitap okumaya zamanım yok. Tatilde kitap okumak istiyorum ama ne okusam bilmiyorum. Hazır zamanım varken kendim için güzel bir şey yapıp bu tatilimi okuyarak değerlendirmek istiyorum. Bana kitap önerir misin?" diyenler için yazıyorum. 
Eğer kitap okuma alışkanlığınız yoksa bile okuduktan sonra size okumayı sevdirecek, zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağınız ve okuyana bir şeyler katacak birkaç kitap önerisinde bulunmaya çalışıyor olacağım.

                                       

"Kırılgan yaşamlarımızın her anında başımıza gelebilecek beklenmedik olayları düşünecek olursak, her yeni gün bir mucizedir."

Eee bir kitap listesi hazırlayıp listeye Paulo Coelho kitabı koymasam olmazdı. Bilirsiniz, kendileri en sevdiğim yazardır. Her kitabı birer altın değerindedir benim gözümde. Her okuyuşumda yazarla birlikte bilgelik arayışına çıkar yeni yerler keşfeder yeni insanlarla tanışırım. Bu kitabı önermemin sebebi benim yazarın okuduğum ilk kitabı olmasıdır. Çünkü eğer beni böylesine bağladıysa ve neredeyse tüm kitaplarını okuduysam sizi de yazarla tanıştırmak için güzel bir tercih olabileceğini düşündüm. 
Kitabımızın ana karakteri Veronika hayatında her şey yolunda gibi gözüken genç bir kadındır. Fakat hayatı boyunca hep bir şeylerin eksikliğini hissetmiştir. Hayatında kötü bir şeyler olduğundan değil ama içindeki eksiklikten dolayı intihar etmeye karar verir. Ardında bir intihar mektubu bırakarak intihar etmeyi dener fakat bu intihar girişimi başarısızlıkla sonuçlanır. Ve sonrasında Veronika gözlerini akıl hastanesinde açar. Üstelik doktoru ona çok kısa bir ömrü kaldığını söyler. Kalan zamanınında oradaki insanları tanımaya çalışır ve sonrasında olaylar gelişir. 
Çoğunuz belki ilk Simyacı'yı okumuştur ya da okumayı düşünüyordur fakat bu kitap bence yazarı anlamak için güzel bir başlangıç olacaktır.

                                          

"Evet, 'Şimdilerde herkes mutlu.' Çocuklara beş yaşında öğretiyoruz bunu. Ama başka bir şekilde mutlu olmak istemez miydin, Lenina? Başkaları gibi değil, kendi istediğin gibi."

Her şeyden sıkılıp kendi kendine kaldığında güzel bir bilim kurgu kitabından iyisi yoktur! Bilim kurgu diyince benim aklıma ilk gelen kitaplardan biri de Cesur Yeni Dünya. Distopya sevenlerin çoktan okumuş olacağını düşündüğüm bir kitap. George Orwell'in 1984'ü ile sürekli olarak kıyaslansa da bence 1984'e göre çok daha okuması ve anlaması kolay, çok daha sürükleyici ve etkileyici bir kitap. -Her ne kadar okurların büyük çoğunluğu benle aynı fikirde olmasa da.-  
Anne baba ve aile kavramlarının olmadığı, insanların anne karnında değil şişelenerek embriyo sürecini tamamladığı bir dünya düşünün. Çocuklar uykudayken eğitiliyor. Duygusal bağ, sevgili olmak, evlenmek yok. İnsanlar daha doğmadan Alfa, Beta, Gama, Delta sınıflarına ayrılıyorlar.  Her sınıf olması gerektiği gibi koşullandırılıyor ve herkes olması gerektiği gibi davranıyor. "Vahşi bölgeden" birinin cesur yeni dünyaya gelmesiyle gelişen olayları aktarıyor kitap. Nispeten iyimser bir yaklaşımla eski yaşam ve cesur yeni dünyayı birbirine sorgulatan kitap daha önce distopya okumayanlar için en doğru tercih bana göre.

                                          

"...gerçek cesaretin ne olduğunu görmeni istiyordum, gerçek cesaretin eli tüfekli bir adamla ilgisi olmadığını. Daha başlamadan yenildiğini bile bile başlamak ve her ne pahasına olursa olsun sonuna kadar devam etmek olduğunu. Nadiren de olsa bazen kazanırsın."

Son kitabın okuyan herkesin gönlünde taht kurduğuna eminim. Yazar Bülbülü Öldürmek kitabında o kadar yalın bir dille o kadar güçlü bir mesaj vermiş ki! Bana kalırsa herkesin okuması gereken bir kitap. Gerçek olaylardan esinlenilerek yazılmış olması zaten başlı başına insanı etkilemeye yetiyor. 
Kitapta 1960'lı yılların Amerikası'nda bir kasabadaki beyaz ve siyahi insanların nasıl farklı muamele gördüğünü ve ırkçılığı anlatıyor. Hikayeyi ise 6-7 yaşlarında küçük bir kız olan Scout'un gözünden anlatıyor. Hal böyle olunca size korkunç görünen şeylerin bile çocuk gözünden nasıl masumca anlatıldığını da görmüş oluyorsunuz. "İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır." sözüyle kitaba ismini veren avukat Atticus çocuklarına vermek istediği dersler ile birlikte hepimize insanlık dersleri veriyor sanki. İnsanları ırklarına göre değil de iyi ya da kötü olmasına göre ayırmayı öğütlüyor kitap. Vicdanınızı sorgulatacak harika bir hikaye, mutlaka okuyun. Özellikle kendini başka din, dil, ırk, renkteki insanlardan üstün gören varsa bu kitaptan sonra fikirlerinin büyük ölçüde değişeceğine eminim.

Bu tatil süresince sürekli böyle öneriler yapmaya çalışacağım. Bu yazıdan sonra siz de eğer bu kitaplardan birini okumaya karar verip okursanız çok çok çok mutlu edersiniz beni. Önerebileceğiniz ya da önermemi istediğini başka kitaplar varsa da yorum yazabilirsiniz. Umarım bu yazı serisi sonunda kitap okumayı sevmeye başlayan insanlar kazanırız! 
Size son zamanlarda dinlediğim şarkı listemi bırakıp şimdilik kaçıyorum. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, hoşçakalın!

Share
Tweet
Pin
Share
2 yorum
                                   

Konusu

Anna Karenina, Savaş ve Barış ve Diriliş gibi büyük eserlerin yazarı, ünlü düşünür Lev Nikolayeviç Tolstoy, yaşamının son otuz yılını insan, aile, din, devlet, toplum, özgürlük gibi konulara eğilerek geçirmiştir. Tolstoy'un İnsan Ne İle Yaşar adlı eseri, okuyucunun manevi dünyasına hitap eden kısa hikayelerden oluşmaktadır. Kitaba adını da veren ilk hikaye olan "İnsan Ne İle Yaşar"da, üç soruya cevap aranıyor. Bunlar; İnsana yön veren şey nedir? İnsana ne verilmemiştir? ve İnsan ne ile yaşar? Kitap, dört hikayeden oluşmaktadır; İnsan Ne ile Yaşar?, İnsana Çok Toprak Gerekir mi?, Tek Kıvılcım Tüm Evi Kül Eder, Üç Soru.

Alıntılar

''Adam bir yıl sonrasına hazırlanıyor, ama akşama varmadan öleceğini bilmiyor'' diye düşündüm...
❤
"Bütün insanlar kendi esenlikleri için harcadıkları düşünceyle değil, insana verilen sevgiyle yaşarlar."
❤
"Ekmek pahalı, emek ucuzdu."
❤
"Şunu öğrendim ki insan kendi çabasıyla değil, sevgiyle yaşar."
❤
"Tanrı beni 3 hakikati öğrenmem için Dünyaya yolladı. Tanrının bana söylediği ilk soru şuydu. 'İnsanın kalbine ne hükmeder?' ve anladım ki insanın kalbine sevgi hükmeder. ikinci soru ise 'İnsana ne verilmemiştir ? ' İnsana kendi ihtiyaçlarının bilgisi verilmemiştir. ve üçüncü soru ise 'İnsan ne ile yaşar?' ve anladım ki İnsanın elinde hiç bir şey olmasa bile Tanrı sevgisi olsun yeter. Yani insan Tanrıya inanmadan yaşayamaz.."

Kitap Yorumu

 Koridor yayınlarının klasikleri tekrar okumak istememize sebep olacak türden bez kapaklarını görmüşsünüzdür. İşte ben de eskiden beri klasiklere aşık biri olarak bu yeni bez kapaklı kitaplara gidip gelip bakıyordum ama yayın evinin yeni kapaklarla çıkan tüm klasikleri bende vardı. Ben de bu yüzden kendimi tutmak zor olsa da almadım bu kitaplardan. Ta ki son D&R alışverişime kadar. İnsan Ne İle Yaşar benim uzun zamandır okumak istediğim ama nedensizce ertelediğim bir kitaptı. Hazır Koridor Yayınlarından bu harika bez kapakla çıkmışken almamak olmazdı. Öykü okumaya bayılanlardan değilimdir, romanın yeri bende başkadır. Ama hakkını vermeden edemeyeceğim, Tolstoy beni sıkmadan bir solukta öykü kitabı okutan sayılı yazarlardan oldu. Her öyküde kendinize harika dersler çıkarabiliyorsunuz. Olaylara bakış açısı çok farklı ve sürükleyici bir kitap. Kitapta birkaç yerde Başkurtlar'dan (eski bir Türk boyu) bahsedilmesi de hoşuma gitmedi diyemeyeceğim.(asın bayrakları) Ben bu öykülerin içlerinden en çok ilk öyküyü sevdim, diğerlerinden daha farklı geldi bana. Severek ve tek solukta okuduğum bir kitap oldu. Tolstoy'un okumadığım diğer kitaplarını da en yakın zamanda okuma listeme ekleyeceğim. Umarım siz de severek okursunuz :)
Share
Tweet
Pin
Share
4 yorum

Herkese yeniden merhabalar! Esasında 2016 hepimizi oldukça üzen olaylarla dolu bir yıl oldu. Büyük kayıplar yaşadık, ülkece çok zor günlerden geçtik, masum canlarımızı yitirdik. Bu yüzden bir anlamda bu yıl bir an önce bitsin istediğim bir yıl oldu. Gelecek yılda umarım refah ve huzur dolu, masum insanların ölmediği güzel günler geçiririz. Bunu yürekten istiyorum inanın. 
Gelelim bu yılki favorilerime.

 1-Kitap 

2016 benim açımdan kitap açısından oldukça verimli bir yıl oldu diyebilirim. Fakat yılın ilk yarısında GoodReads hedefimin ilerisinde giderken ve oldukça verimli bir şekilde kitap okurken yılın ikinci yarısının okul ve iş bir arada yürütmeye çalıştığım için fazla verimli olduğunu söyleyemeyeceğim. 

                             

Bu yıl harika kitaplar okudum, uzun zamandır okumak istediğim yazarları okudum. Bu kitaplar içindeyse en sevdiğim kitap Uçurtma Avcısı oldu. Kitabın konusu, yazarın anlatımı, olay örgüsü, konuların işleniş şekli, her şeyiyle harika bir kitaptı benim için. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen beni bütün kitaplarını hemen okumaya ikna edecek kadar harika bir kitaptı. Daha sonra okuyup anladığım üzere zaten yazar tüm kitaplarında harika anlatımını sürdürmüş ve hep böyle hayattan konular seçip onları muhteşem işlemiş. Khaled Hosseini'nin tüm kitaplarını okumanızı şiddetle öneriyorum.
Uçurtma Avcısı Kitap Yorumu yazım için TIK TIK!
Ölü Zaman Gezginleri, Lola ve Komşu Çocuk, Freud'un Kız Kardeşi, Hannibal ve Olağanüstü bir gece bu yıl okuduğum güzel kitaplardan birkaçıydı. Bu yıl okuduğum kitaplara ve değerlendirmelerime göz atmak için GoodReads profilime bekliyorum.

2-Film

                  


Bu yıl sinemaya oldukça fazla vakit ayırdığım bir yıl oldu. Bir sürü güzel film izledim. Fakat hiç kuşkusuz içlerinden en çok geçtiğimiz günlerde izlediğim Allied yani Müttefik filmi oldu. Filmin konusu, oyuncu seçimi, ilerleyişi, her şeyi öyle güzeldi ki film hiç bitmesin istedim. Marion Cotillard'ın baş rolde olması zatan çok büyük artıydı benim için. Kendilerinin oyunculuğuna ve güzelliğine hayran biri olarak onu izlemek yine oldukça keyifliydi benim açımdan.

İzlediğim bir diğer güzel film ise bir önceki favoriler yazımda da bahsettiğim Doctor Strange'di. Uzun uzun tekrar anlatmaya gerek yok. Yine izlemeyi çok sevdiğim iki oyuncu ve güzel bir hikaye. Bu filmler dışında Arrival, Inferno, Trolls ve tabii ki Türk filmi Dağ II de sevdiğim filmlerdendi. Özellikle Dağ II'yi çooook beğendim. İzlemeyen varsa mutlaka tavsiye ediyorum.

3-Dizi

                      

Yılın sonuna kadar dizi izlemeye fırsat bulamasam da yılın son iki üç ayında bu durumu telafi ettiğimi düşünüyorum. Özellikle bu ay sürekli Kore dizisi izledim diyebilirim. Ama bu dizilerin içinde öyle bir dizi vardı ki, şu zamana kadar içinde en çok kendimi bulduğum dizi oldu. Bunun sebebi sanırım benim de öğrenim gördüğüm şehirde öğrenci yurdunda kalmam. Age of Youth,  kız öğrenci yurdunda geçiyor. Birbirinden farklı karakterlerde kızların aynı evi paylaştığında olanları anlatıyor. O kadar güzeldi ki bu dizi. Tam anlamı ile hayatın içinden bir diziydi. Okula ilk geldiğim zamanları tekrar tekrar yaşadım izlerken. Özellikle yurtta kalanların çok seveceğini düşündüğüm bir dizi.
Another Miss Oh, Doctors, One More Happy Ending bu yıl sevdiğim diğer kore dizileriydi. Kore dışından ise bu yıl da SATC izlemeye tabii ki devam ettim bir de sevdiğim Doctor Who ve Sherlock gibi dizilerin yılbaşı özel bölümlerini izlemeyi düşünüyorum. Onun dışında çok fazla Kore dışı dizi izlemedim açıkçası bu yıl.

4- Telefon Uygulaması

                 

Telefon uygulaması olarak Pinterest ve MEGA uygulamalarını oldukça sık kullandım. Eğer yaratıcı fikirler almak istiyorsanız, ilham almak istiyorsanız, DIY projeleri geliştirmek istiyorsanız Pinteresti mutlaka mutlaka etkin olarak kullanmanızı öneririm. Google'dan bakmak ile arasında o kadar fark var ki.
MEGA ise size depolama alanı veren bir uygulama. Tabii ben bu uygulamayı en çok dizi indirirken kullanıyorum. Bir çok sitede, özellikle Kore dizisi indirdiğimiz sitelerde mutlaka MEGA ile indirme seçeneği bulunuyor. MEGA ile indirmek o kadar kolaylaştırıyor ki işinizi, bu uygulama dizi çok izleyenlerin işini oldukça kolaylaştıracaktır. Ayrıca ücretsiz olarak verdiği 50 GB depolama alanı ise oldukça kullanışlı.

5- Müzik

Bu defa ayrı ayrı şarkıları buradan paylaşmak yerine bu yıl en çok dinlediğim farklı müzik tarzlarına ait Spotify listelerini paylaşıyorum.

Your Favorite Coffeehouse
88 Keys
Relax & Unwind
Deep House Relax
Deep Dark Indie Folk
Move On & Don't Look Back
The PMS Playlist
The Writer's Playlist
Monday Motivation

Bu yıl ülkece çok zor günler geçirdik, bu yüzden bu yılın bitmesini çok istiyorum. Umarım huzur ve refah içinde yaşayacağımız çok güzel günler olur 2017'de.
Hepinize mutlu ve sağlıklı yıllar diliyorum!



Share
Tweet
Pin
Share
No yorum

Kitap Özeti

Sevmek bir sanat mıdır? Öyleyse eğer, bilgi ve çabaya gereksinimi vardır. Yoksa sevgi, kaderin bir lütfuyla şanslı olanlarımızın "kapılmadığı" tatlı bir duygu mudur? Şüphesiz büyük çoğunluk ikinci önermeye inanmaktadır. Oysa bu kitap, birinci önerme temeline oturtulmuştur.

Hiç kimse sevginin önemsizliğine ilişkin bir düşünce taşımaz. Birçok kişi onun açlığını çeker, mutlu ve mutsuz aşk öyküleri anlatan bir dolu filmi izler, yüzlerce ucuz aşk öyküleri anlatan bir dolu film izler, yüzlerce ucuz aşk şarkıları dinler. Buna karşın, pek azı sevgiye ilişkin bir şeyler öğrenmenin gerekli olduğunu düşünür.

Bu özel tutum, kişiyi ya tek başına ya da toplu olarak, böyle düşünmeye yöneten birçok önyargıya dayanır. Bir çok kişi, sevgi sorununu ilkel bir biçimde ele almakta, kendi sevebilme gücünden, sevme ediniminden çok sevilme olarak görmektedir.
(Arka Kapak)

Alıntılar 

"Bize çiçekleri sevdiğini söyleyen bir kadının, çiçekleri sulamayı unuttuğunu görürsek, onun çiçek 'sevgisi'ne inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz 'etken ilgi'dir."
"Bir insan başka birine ne verir?
Kendisinden verir; sahip olduğu en değerli şeyden, “yaşamından” verir. 
Bu, o kişinin yaşamını diğer insan için feda ettiği anlamına gelmez aksine kendi içinde yaşattıklarından veriyordur;
Sevinçlerinden, ilgi duyduğu şeylerden, anlayışından, bilgisinden, mizahından, üzüntüsünden- içinde canlı olan her şeyden.
Ve bazen bir şeyler vermek için bir bakış bile yetebilir. "

"Bugün birçok durumda sorumluluk, kişiye dışarıdan yüklenmiş olan bir görev olarak anlaşılmaktadır. Fakat gerçek anlamıyla sorumluluk, tamamıyla iradi bir edimdir. Benim başka insanların, ister belirgin ister gizli olsun gereksinimlerine verdiğim yanıttır. 'Sorumlu' olmak demek 'yanıt' vermeye hazır olmak demektir."

"Hiçbir şey bilmeyen hiçbir şeyi sevmez.
Hiçbir şey yapmayan hiçbir şeyden anlamaz.
Hiçbir şeyden anlamayan kişi değersizdir.
Ama anlayan kişi hem sever, fark eder, hem de görür...
Bir şeyin yapısında ne kadar bilgi varsa, o kadar sevgi vardır....
Bütün meyvelerin çilekle aynı zamanda olgunlaştığını hayal eden kişi
Üzümler konusunda hiçbir şey bilmiyor demektir..."
"Çocuk sevgisi şu yoldan gider: "Sevildiğim için seviyorum!" Büyüklerin sevgisi şu yoldan gider: "Sevdiğim için seviliyorum." Olgunlaşmamiş sevgi, "Seni sana gereksinmem olduğu için seviyorum" der. Olgun sevgi, "Seni sevdiğim için sana gereksinmem var" der."

Kitap Yorumu

Coelho'nun bilgelik arayışını anlatan kitaplarına bayıldığımı bilen bilir, Fromm'un da  benim gibi bu tarz kitapları sevenler için oldukça tatmin edici ve harika kitapları var. Biri de bu kitap.
Bu kitabı okuyalı aslında çook uzun zaman oldu. Hatta ben bu kitabı defalarca okudum, defalarca da okurum. En sevdiğim kitaplardan biri oldu kendileri. 
Yine bir sonbahar günü kütüphanede sarı yapraklar arasında kitabımı okuyordum. Daha sonra masada  eski basım, yıpranmış kitap dikkatimi çekti, Bu, birçok arkadaşımdan duyduğum Sevme Sanatı kitabından başkası değildi. Tabii eski basım olması ve yıpranmışlığı dikkatimi çekince, elimdeki kitabı bırakıp bu kitaba bir göz atmak istedim ve son otobüs saatine kadar da zamanın nasıl geçtiğini anlamayarak okudum, ardından tabii ki yurtta sabaha kadar soluksuz okumuş ve gün ışıkları ile bitirmiştim. 
Hiç abartmadan bu kitap hakkında şunu söyleyebilirim, bu kitap hayatımı değiştirdi!
Evet hayatımı, düşünce yapımı, bakış açımı her şeyi değiştirdi. Daha önceleri sevmeyi bir sanat olarak görmeyi dahi düşünmezken bu kitap sonrasında gerçekten sevmekten ve sevilmekten çok şey bekleyip aslında sevmenin kendisini sevmediğimizi fark ettim. 
Sevmek üzerine birçok kitap yazılmıştır eminim, Ama hiçbiri sevmenin kendisine dair yazılmamıştır. Burda bahsedilen sevgi herhangi bir kişiye veya nesneye ya da bir olguya duyulan sevgi değil, salt sevgi.
Sevmenin aslında icra etmesi oldukça güç bir sanat olduğunu, kişinin sevdiklerinden beklemeden onlara vermesi gerektiğini savunuyor yazar kitapta. 
Kitabın dili, akıcılığı o kadar güzel ki nasıl bitti anlayamıyorsunuz zaten.
Bu kitap üzerine çok konuşmak istemiyorum, herkesin okuyabileceğini, anlayabileceğini düşünsem de, birçok insan için okuduktan sonra asla eyleme dökülmeyecek satırlar olduğunu biliyorum. 
Size tek söyleyebileceğim şey bu kitabı mutlaka okumanız gerektiği. Yazarın diğer kitapları da birbirinden güzel fakat en azından bu kitabı mutlaka edinin.
Share
Tweet
Pin
Share
No yorum

Arkadaşlarımdan ve çevremdeki insanlardan en sık duyduğum sorular "Nasıl bu kadar kitap okuyorsun?" "Kitap okumaya nasıl başladın?" "Nasıl kitap okumaya zaman ayırıyorsun?" olmuştur.
Esasında kitap okumaya zaman bulmak değil de kitap okumak için zaman yaratmak ile alakalı durum. Yani siz eğer ben tüm gün gezeyim, okula gideyim, işe gideyim akşam da vakit kalırsa kitap okurum diyorsanız sıkıntı tam da orada. "Bugün evde kalıp yeni kitabımı okumak istiyorum." diyebildiğiniz zaman zaten kitap okumaya zaman ayırmış oluyorsunuz. Yani düşünce sistemi ve öncelikler ile alakalı biraz da bu. Bir de zaman bulamıyorum diyenlerin büyük çoğunluğu saatlerce Instagram'da hesaplara bakmaya, Youtube'da video izlemeye ya da snap atmaya zaman bulduğu için ben zaman olmaması gibi bir duruma inanmıyorum. Ki bu dediklerimi zaman zaman ben de yapıyorum. Hatta bazen bir ayda belki bir kitap bitiriyorum sadece ama sosyal medyayla ilgilenmeyi asla bırakmıyorum.

Bir diğer soru olan bu kadar kitabı nasıl okuduğum sorusuna da şöyle cevap verebilirim; o kadar çok kitap okumuyorum. Örneğin, bir diziye başlıyorsunuz ilginizi çekiyor ve bir gecede bir sezon bitiriyorsunuz hatta belki bir haftada altı yedi sezon dizi izliyorsunuz. İşte sevdiğiniz ve sizi sürükleyen bir kitabı okuduğunuzda da onu elinizden asla düşürmüyorsunuz ve kısa sürede bitmiş oluyor. Bir de her alışverişinizde kitapçılara, sahaflara uğradığınızı, fuarlara her sene gittiğinizi düşünürsek elinizde ilginizi çeken bir sürü kitap oluyor. Ve bu sayede "çok kitap okumuş" oluyorsunuz.
Kitap okumaya, yani Türkiye'deki ortalama yaşıtlarıma göre daha fazla kitap okumaya ise belli bir zaman aralığında başlamadım aslında. Sadece çocukluktan beri her kötü olaydan, her üzüntüden, herr kayıptan sonra kendimi kitap okuyarak tedavi ettim, başka dünyalara kapılarak sorunlarımı unuttum ve birçok şey ile başa çıktım. Bu yüzden her zaman sorunlardan kaçış ya da sığınak olarak kitap okumayı gördüğüm için belli bir yaşta değil, bana iyi geldiklerini anladığım an başladım "çok kitap okumaya"
Sizden sosyal medyada ne kadar zaman geçirdiğinizi kabaca bir hesaplamanızı istiyorum. 
Hala kitap okumaya ayıracak vaktiniz yok mu?
Share
Tweet
Pin
Share
2 yorum

Herkese yenideeen merhabaaa!
Bu yazıyı sonunda  (!) yeni bilgisayarımdan yazıyorum. Bu da demek oluyor ki artık bolca yazı paylaşabileceğim. 
Biriken kitap ve film yorumlarından önce bir favoriler yazısı yazmak istedim. Umarım en yakın zamanda boool bool yorum yazısı da yazabilirim çünkü bir sürü güzel kitap okudum, ayrıca son zamanlarda sinemadan çıkmaz oldum vizyona giren harika filmler sayesinde. Ama şimdi bir an önce favorilere geçmek istiyorum.

Kitap

Tabii ki ilk kitabın bir Coelho kitabı olduğuna şaşırmamışsınızdır. Coelho sonunda (!) yeni bir kitabı bizlerle buluşturdu. Öncesinde kitabın çıkacağından haberi bile olmayan ben kitabı D&R raflarında görünce nasıl sevindim anlatamam. Bilen bilir, en sevdiğim yazardır kendileri. Her kitabını heyecanla alır hemen okurum. 
Kitaba gelecek olursak bu kitap diğer Coelho kitaplarından oldukça farklı bir anlatıma, konuya ve içeriğe sahip. En ilginç tarafı da yaşanmış bir olayı anlatması. Kitapla ilgili yorumlarımı daha sonra ayrıntılı bir yazı ile anlatacağım fakat biyografimsi, akıcı ve bence oldukça ince bir kitap. Belki beklentilerinizi karşılamayabilir yani.
Yine de Coelho sevenlerin kitabı şimdiden okuduğuna şüphem yok .

Film


Bu film bence Marvel'ın açık ara son zamanlardaki en iyi filmi olmuş. Yo, hayır kesinlikle abartmıyorum. Öncelikle benim şimdiye kadar en sevdiğim iki dizi Hannibal ve Sherlock oldu. Filmin baş rollerinde ise Benedict Cumberbatch ve Mads Mikkelsen oynuyor. Yani benim zaten bu filmi sevmemek gibi bir ihtimalim yoktu açıkçası. Yine de yer yer Marvel dokunuşları olsa da filmde artık görmekten sıkıldığımız klasik Marvel senaryosu yoktu. Oldukça özgün ve  sürükleyici bir filmdi. Öyle ki ilk yarı bittiğinde "Nasıl ya? Ne ara bu kadar zaman geçti?" dedim. Film hala vizyondayken bu yazıyı yazmam çok iyi oldu aslında. Bence hala aranızda izlemeyenler ya da kararsız olanlar varsa bu filmi mutlaka izlemelisiniz.

Dizi

Son zamanlarda pek fazla dizi izlemeye vaktim olmadı açıkçası hem üçüncü sınıf olmam hem de aynı zamanda çalışıyor olmamdan dolayı. O yüzden bir tek bu diziyi izledim diyebilirim. Dizi bir Stephen King romanından uyarlama. Ki zaten bu ayrıntı bile diziyi merak edip izlemek için can atmaya yeterli bir sebep bence. J.F. Kennedy 'nin ölümü konu alınmış.Dizinin en kötü tarafı ise maalesef dizi 8 bölüm.  Yani aslında 8 saatlik bir film gözüyle de bakabilirsiniz bu filme. Çünkü sıradan bir televizyon dizisinden çok daha kaliteli bir yapım olmuş. Özellikle finali ile gerçekten beni kendisine hayran bırakmayı ve "Keşke hiç bitmeseydi." dedirtmeyi başardı. İzlemenizi mutlaka öneriyorum.

Telefon Uygulamaları

Son zamanlarda kullandığım en yararlı uygulama Starbucks Türkiye uygulaması oldu. Uygulamaya Starbucks kartınızı ekleyebilir ya da uygulamadan bir Starbucks kartı oluşturabilirsiniz. Kartınıza uygulama üzerinden kart ile yükleme yapmak da mümkün, ürünlere göz atmakta. Ama en yararlı kısmı Starbucks kartınızla aldığınız içeceklerden yıldız kazanmanız ve bu yıldızlar 15 yıldız olduğunda bir tall boy içeceği ücretsiz alabilmeniz. Üstelik ilk yüklemede bir tall boy içecek yine ücretsiz olarak veriliyor. Eğer Starbucks'da çok zaman geçiren biriyseniz işinize çok yarayacak bir uygulama.

Müzik

1-Gorgon City - Imagination ft. Katy Menditta
2- Haux - Homegrown (Mahama Bootleg)
3-.Red Hot Chilli Peppers - Otherside (Felix Zuppe Remix)
4-Alice On The Roof - Mystery Light (Curtis Alto Remix)
5-Duke Dumont - Ocean Drive

Bir sonraki yazıda görüşmek üzereee!
Share
Tweet
Pin
Share
No yorum
Herkese uzuuun bir aradan sonra merhabalar!
Blog yazmayalı o kadar uzun zaman olmuş ki sanki ilk yazımı yazarmış gibi heyecanla yazıyorum bu yazıyı. Blog yazamamamın sebebi hala bilgisayar sorunu yaşamam. Elbette bu blog yazmadığım uzun süre içinde boool bol kitap okuyacak bol bol dizi film izleyecek vaktim oldu. Hayatımda bir çok değişiklik de oldu. Umarım en yakın zamanda eskisi gibi blog yazabilirim ve her şeyi anlatabilirim size :)


Kitap Özeti

Uçurtma Avcısı, Afganistan’da yaşanan savaş ve göç üzerine kurgulanmıştır. Annesini kaybeden, babası tarafından hiçbir şekilde sevilmeyen Emir’in hikayesi anlatılmaktadır. Ayrıca çocukluk arkadaşı olan Hasan’a olan ihaneti peşini bırakmamaktadır.
Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.
Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.
Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları... Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.
Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü...

Alıntılar

"...Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir. Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun." 

Dudağının bir kıyısı hafifçe kıvrılmıştı.Bir tebessüm.Orantısız.Çarpık.Varla yok arası.Ama orada."Uçurtmayı senin için yakalamamı ister misin?" Başını evet anlamında salladığını gördüm."Senin için bin tane olsa yakalarım"... 
Yalnızca bir gülümsemeydi, hepsi bu. Her şey düzelmiş değildi. Hiçbir şeyi düzeltmemişti. Belli belirsiz bir tebessüm. Minicik bir şey. Ormandaki bir yaprak; ansızın havalanan bir kuşun kıpırdattığı bir yaprak.Ama kollarımı ardına kadar açıp onu kucaklayacağım. Bağrıma basacağım. Çünkü bahar gelince, karların tek tek, tane tane eridiğini biliyorum; belki de ilk kar tanesinin eriyişine tanık oldum.

Şöyle dedi: 'Çok korkuyorum.' 'Neden,' diye sordum. 'Öyle mutluyum ki, Doktor Resul. Böylesine büyük, müthiş bir mutluluk, insanı korkutuyor.' Yine nedenini sordum, şöyle dedi: 'Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.'

Gökyüzü kesintisiz, mavidir; karın beyazlığı gözlerimi yakar. Taze karı avuçlar, ağzıma atarım; bir tek kargaların tiz çığlıklarıyla delinen, yoğun sessizliği dinlerim.

'Vicdanı olmayan, iyiliği bilmeyen bir insan acı çekemez...'

“Annem elmaların olgunlaşmasını bekleseydin, hastalanmazdın dedi. Şimdi, ne zaman bir şeyi çok istesem, annemin elmalar için söylediği şeyi anımsıyorum.”

Odamda tek başıma olmayı diledim ;kitaplarımla baş başa, bu insanlardan uzakta

Kitap Yorumu

Bugün uzuuuuun zamandır okumak istediğim bir kitabın yazısını yazıyorum. Uçurtma Avcısı'nı sürekli duyuyordum ve sürekli bir sonraki kitap alışverişine erteliyordum ve her seferinde unutuyordum. Son D&R alışverişimde indirimdeki kitaplarda görünce hemen kapıverdim tabii.Şunu belirtmeliyim ki bunca zamandır bu kitabı okumayı ertelemekle büyük hata etmişim! Okurken bazen ağladım, bazen kızdım, bazen mutluluk göz yaşları döktüm, bazen karakterlerle inanılmaz bir bağ kurdum ve okuduğum en güzel kitaplardan biri oldu.Eğer siz de benim gibi dram okumaya bayılıyorsanız bu kitap tam size göre. Salya sümük ağlama garantisi veriyorum size. Yalnız dram dediysem de öyle sıradan duygu sömürüsü olan kurgulardan biri değil bu kitap. Yazarın harika anlatımı ile hayatın içinden bir hikaye anlatıyor sizlere.Benim kitabı bu kadar sevmem sanırım biraz da olayın ezilen tarafın bakış açısıyla kurgulanmamış olması.Olaylar Emir'in gözünden anlatılıyor ve siz kitabın belki de yüzde doksanında Emir'e korkunç bir öfke duyuyorsunuz.Arkadaşlık ve kardeşlik tanımını size bir kez daha sorgulatacak, sorgulatırken de kendinizi eleştirme imkanı sunabilecek bir kitap.Kitabın bir güzel yanı da Afganistan'daki hayatı size olabilecek en gerçekçi haliyle sunabilmesiydi. Ayrıca hizmetli - ağa arasındaki o bitmek bilmez ayrımı da yine harika anlatmıştı.Yazarın dili oldukça yalın, kitap nasıl bitti anlamadım bile. Demem o ki gerçekçi dram seviyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız.Yazarın Bin Muhteşem Güneş ve Ve Dağlar Yankılandı isimli iki ünlü romanı daha var. En kısa sürede onları da okumayı düşünüyorum.Bir sonraki yazımda -umarım en kısa zaman sonra- görüşmek üzere, iyi okumalaar!!!
Share
Tweet
Pin
Share
No yorum

"Yalnız içinde bulunduğun anı yaşamaya çalış.
Eskiyi anımsamak, bizden daha yaşlılara özgüdür.

Sayfa Sayısı: 212
Baskı Yılı: 2015
Dili: Türkçe
Yayınevi: Can Yayınları

Kitap Özeti

Günümüzün en çok okunan yazarlarından biri olan Paulo Coelho, bu romanında Tanrı'nın kadın yüzünü keşfediyor. Mucizevi bir güce sahip, kendini dine adamış bir erkek ve onun aşkını isteyen, bu aşkı Tanrı'yla bile paylaşmaya yanaşmayan bir kadın: Pilar. Güçlü, ayakları yere sağlam basan bir kadın olan Pilar, çocukluk yıllarında yakın arkadaş olduğu bir erkekle on bir yıl sonra karşılaşır, onun büyüsüne yeniden kapılır. Oysa genç adam onun duygularını paylaşsa da karar verememekte, arzularını özgür bırakamamaktadır. Birlikte çıktıkları bir yolculuk, Pilar'ın yüreğini değişik deneyimlere açar. Yaptıkları bu uzun yolculuk boyunca, kendi yazgılarının ardına düşen çift, bir çözüm bulabilecek midir? Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım, çok farklı bir tutkuyu anlatıyor.

Kitaptan Alıntılar

"Aşk her zaman yenidir. Yaşamımızda bir kez, iki kez, on kez sevmiş olmamızın önemi yok kendimizi her zaman bir bilinmezle karşı karşıya buluruz.Aşk bizi cennete de, cehenneme de götürebilir, ama her zaman bir yere götürür.Onu kabullenmemiz gerekir, çünkü varlığımızı besleyen odur.Ondan kaçarsak, gözümüzün önünde meyve dolu dallarıyla duran o ağaca baka baka, elimizi uzatıp istediğimiz meyveyi koparmaya cesaret edemeden açlıktan ölürüz.Nerede olursa olsun, aşkı arayıp bulmamız gerekir, bu bizi saatlerce, günlerce, haftalarca süren düş kırıklarına, üzüntülere mal olsa da.Çünkü biz aşkın peşine düştüğümüz anda, o da bizi karşılamaya çıkacaktır.

Ve bizi kurtaracaktır."
"...yaşamakta olduğumuz şu günlerin anısı, romantik aşk, olasılık, düş, bütün bunlar yaşamımız boyunca aklımızdan çıkmayacak. Ama sanıyorum ki Tanrı sonsuz bilgeliğiyle cehennemi cennetin içine sakladı.Hep uyanık kalmamız için yaptı bunu. Bağışlanmanın sevincini yaşarken, önümüze dağ gibi dikilen zorunlulukları unutmamamız için."
"Acı gelecekse, hemen gelsin, dileğinde bulundum. Çünkü yaşamım önümde duruyordu ve onu elimden geldiğince en iyi şekilde kullanmam gerekiyordu. Bir seçim yapacaksa, bunu hemen yapmalıydı. Bu seçime göre onu bekleyecektim. Ya da unutacaktım. Beklemek insana acı verir. Unutmak acı verir.Ama ne karar vereceğini bilememek, acıların en büyüğüdür."
"Sevmek tehlikelidir.
Biliyorum bunu. Daha önce birini sevdim. Sevmek, uyuşturucu almak gibidir. Başlangıçta kendini iyi hissedersin,bütünüyle verirsin. Ertesi gün daha fazlasını istersin. Henüz zehirlenmemiş, o duygudan hoşlanmışsındır ve onun üzerindeki egemenliği sürdürebileceğini sanırsın. Sevdiğin kişiyi iki dakika düşünür, sonraki üç saat boyunca unutursun.



Ama, yavaş yavaş varlığına alışır, ona bütünüyle bağımlı hale gelirsin. Böylece, onu üç saat düşünüp iki dakika unutmaya başlarsın. Yakınında değilse, bağımlıların uyuşturucu bulamadıkları zaman hissettikleri şeyi hissedersin. Uyuşturucu bağımlılarının, gerek duydukları şeyi bulamadıkları zaman hırsızlık yaptıkları, kendilerini aşağıladıkları gibi, aşk için her şeyi yapmaya sen de hazırsındır."
"Neden yapmıştım bunu?
Bir açıklama bulamıyordum. Belki kendime başka yollar bulmakta gösterdiğim tembellik yüzünden. Belki başkalarının hakkımda düşüneceği şeylerden korktuğumdan. Ya da başkalarından farklı olabilmek için insanın çok büyük acılara katlanması gerektiğinden. Ya da belki, insanoğlu bir önceki kuşağın ayak izlerini izlemeye yazgılı olduğundan, ta ki belirli sayıda insan başka türlü davranmaya başlayıncaya kadar. İşte o zaman dünya değişiyor, bizler de onunla birlikte değişiyorduk."

Kitap Yorumu

Bu kitap benim en sevdiğim yazar olan Paulo Coelho'nun en sevdiğim kitabı. Kitabın ismini ilk duyduğum anda oldukça dikkatimi çekmeyi başarmıştı zaten. Böyle güzel bir kitap adı olabilir mi? 
"Piedra ırmağının kıyısında oturdum ağladım."
Kitabın dili her zamanki gibi oldukça anlaşılır ve yalın. Anlatmak istediği mesajı en güzel ve en yalın biçimde anlatan yazarlardan biri olduğunu düşünüyorum Paulo Coelho'nun. Yazdığı tüm kitaplarda anlatmak istediği şeyi öyle güzel geçiriyor ki karşıya. Çoğu şeyde popüler olandan kaçmaya çalışan biri olarak söylemek istiyorum ki kitaplarda bu durum pek söz konusu değil. Yani film seçerken daha az bilinen daha naif filmler seçip izlemek isterim, daha az bilinen şarkılar keşfetmek, daha sakin yerlere gitmek isterim. Kısacası henüz tüketilmemiş şeyleri seviyorum çoğu şeyde. Fakat edebiyatta bu durum farklı. Çoğu zaman bir yazar eğer çok satıyorsa karşıya vermek istediği mesajı verebildiği içindir. Bu yüzden de popüler olandan kaçma isteği doğmuyor içimde. 
Paulo Coelho da günümüzün en popüler yazarlarından biri. Her yazdığı kitap çok satanlarda oluyor ve çok okunuyor tüm kitapları. Öyle olmakta da haklı. Çünkü gerçekten onun kitaplarını okurken bambaşka bir yolculuğa çıkıyorum. Çoğu zaman baş karakterlerin kendini arayışına şahit olurken ben de onlarla birlikte içime doğru bir yolculuğa çıkıyorum. 
Fakat bence Coelho'nun en büyük meziyeti çoğu zaman baş karakteri kadın seçip onu bu kadar güzel canlandırabilmesi. Erkek yazarların çoğunun sahip olmadığı bir beceri bu.
Bu kitapta da aynı şekilde baş karakterimiz bir kadın. Bu kitap aslında Veronika Ölmek İstiyor ve Şeytan ve Genç Kadın ile birlikte bir üçleme. Bu üç kitabı da okudum ve üçü de birbirinden farklı keyif verdi okurken. Fakat en sevdiğim kitabı bu oldu yazarın. 
Kitapta tüm Coelho kitaplarında olduğu gibi İsa'dan ve tanrıdan oldukça fazla bahsediliyor. Aslında bu kitap zaten bi anlamda "tanrının kadın yüzünü" anlatıyor. 
Size tanrının kadın  yüzünü gösteren ve hayatınızı yeniden anlamlandırmanızı sağlayan bir adama nasıl karşı koyabilirsiniz? Ya da o adamın sizinle olmasını nasıl sağlayabilirsiniz?
Kafanızda soru işaretleri bir solukta okuyacaksınız kitabı. Ve okuduğunuzda soru işaretlerinden eser kalmamış olacak. 
Kısacası bu tarz kitapları seviyorsanız bayılacaksınız!


Share
Tweet
Pin
Share
No yorum

Sayfa Sayısı: 160
Yayınevi: Can Yayınları
Tür: Roman

Kitap Hakkında:

İngiliz yazar George Orwell, ülkemizde daha çok Bin Dokuz Yüz Seksen Dört adlı kitabıyla tanınır. Hayvan Çiftliği, onun çağdaş klasikler arasına girmiş bir diğer çok ünlü eseridir. 1940'lardaki "reel sos­yalizm"in eleştirisi olan bu roman, dünya edebiyatında yergi türünün başyapıtlarından biri olarak kabul edilir. 

Hayvan Çiftliği'nin başkişileri hayvanlardır. Bir çiftlikte yaşayan hayvanlar, kendilerini sömüren insanlara başkaldırıp çiftliğin yönetimini ele geçirir. Amaçları daha eşitlikçi bir topluluk oluşturmaktır. Aralarında en akıllı olan domuzlar, kısa sürede önder bir takım oluşturur; ama devrimi de yine onlar yolundan saptırır. Ne yazık ki insanlardan daha baskıcı, daha acımasız bir diktatörlük kurulmuştur artık. George Orwell, bu romanında tarihsel bir gerçeği eleştirmektedir. Romandaki önder domuzun, düpedüz Stalin'i simgelediği açıktır. Diğer kahramanlar gerçek kişileri çağrıştırmasalar da, bir diktatörlük ortamında olabilecek kişilerdir. 

Altbaşlığı Bir Peri Masalı olan Hayvan Çiftliği, bir masal anlatımıyla yazılmıştır; ama küçükleri eğlendirecek bir peri masalı değil, çarpıcı bir politik taşlamadır.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitap Yorumu

Herkese yeniden merhaba, uzun zamandır kitap yorumu yazmadığımın farkındayım. Daha doğrusu bu ara blogda da pek yazı paylaşamıyorum. Bunun sebebi teknik bazı sebepler maalesef. (bilgisayarımda sorun yaşıyorum)
Gelelim kitaba. Kitabı aslında çoook uzun zamandır duyuyordum ve sürekli sosyal medyada da kitapla ilgili olumlu yorumlar görüyordum fakat almayı hep unutuyordum. Kitap fuarından alacaklarım arasındaydı aslında. Fakat kitap fuarından bir hafta kadar önce Kitapsan'da görünce dayanamayıp almıştım. Bundan önce George Orwell'in 1984 adlı romanını okumuştum ve çok beğenmiştim. Bu okuduğum ikinci kitabı. Kitabı çok beğendiğimi söylemeliyim. Siz de benim gibi politikayı seven biriyseniz hoşunuza gideceğini düşünüyorum. Aslında konuya çok çok farklı bir şekilde yaklaşmış Orwell. Kitapta Stalin yönetimini eleştirdiğini okumuştum birkaç yerde. Fakat günümüz politikasını da eleştirdiğini söyleyebilirim. 
Kitapta hayvanların hepsinin politikada bir yeri vardı, bazıları politikacıydı. Çoğu zaman kitaptaki karakterlerin birer hayvan olduklarını unuttum açıkçası. 
Kitapta hayvanlar çiftlik sahibinin onlara karşı tavırlarına artık dayanamayıp isyan çıkartıyorlar. Ve olaylar buradan sonra başlıyor. Birbirlerine yoldaş diyorlar ve belli kurallar koyuyorlar kendilerini korumak için;

1. İki bacaklı canlılar bizim düşmanımızdır

2. Dört bacaklı canlılar dost ve müttefikimizdir.
3. Hayvanlar asla giyinmeyeceklerdir.
4. Hayvanlar asla yatakta yatmayacaklardır.
5. Hayvanlar asla içki içmeyeceklerdir.
6. Hayvanlar asla hayvanları öldürmeyeceklerdir.
7. Bütün hayvanlar eşittir.

Kitabın dili kesinlikle ağır değil, en politika bilgisi olmayan insan bile gayet güzel anlayabilir anlatılanı.
Sosyalizmle ilgili bir "peri masalı" olarak adlandırılan bu romanı ben açıkçası çok beğendim. Konusu, anlatılış biçimi, olay örgüsü, kitabın kapağı, karakterlerin hayvanlarla olan uyumu muhteşem. Mutlaka okumanızı tavsiye ederim. 

Kitaptan Alıntılar
  • Dünyaya geldikten sonra yaşamamıza yetecek kadar yiyecek verirler; ayakta kalanlarımızı canı çıkana kadar çalıştırırlar; işlerine yaramaz duruma geldiğimizde de korkunç bir acımasızlıkla boğazlarlar. İngiltere'de bir yaşına geldikten sonra, hiçbir hayvan mutluluk nedir bilmez, hiçbir hayvan dinlenip eğlenemez. İngiltere'de hiçbir hayvan özgür değildir. Hayatımız sefillikten, kölelikten başka nedir ki! İşte tüm çıplaklığıyla gerçek budur. (sf.22)
  • İnsan'a karşı savaşırken sonunda ona benzememeliyiz. Onu alt ettiğiniz zaman bile, onun kötü alışkanlıklarını benimsemeye kalkmayın. Hiçbir hayvan asla bir evde yaşamamalı, yatakta yatmamalı, giysi giymemeli, içki ve sigara içmemeli, paraya el sürmemeli, ticaretle uğraşmamalı. İnsan'ın bütün alışkanlıkları kötüdür. Ve en önemlisi, hiçbir hayvan kendi türünden olanlara zorbalık etmemeli. Güçlüsü güçsüzü, akıllısı akılsızı, hepimiz kardeşiz. Hiçbir hayvan başka bir hayvanı öldürmemeli. Bütün hayvanlar eşittir.(sf.25)
  • Gençleri eğitmenin, yetişkinler için yapılabilecek herhangi bir şeyden çok daha önemli olduğu kanısındaydı. (sf.50)
  • Hangisinin daha korkunç olduğunu kestiremiyorlardı: Snowball'la birlik olan hayvanların ihaneti mi, yoksa az önce tanık oldukları acımasız misillemeler mi? (sf.102)
  • Düşüncelerini dile getirebilse, yıllar önce insan soyunu alaşağı etmek üzere yola çıktıklarında, hedeflerinin asla bu olmadığını söyleyecekti. Koca Reis'in ilk Ayaklanma çağrısını yaptığı o gece düşledikleri, bu şiddet ve kıyım olabilir miydi? (sf.103)
  • O günden sonra İngiltere'nin Hayvanları şarkısı bir daha hiç duyulmadı. (sf.107)
  • Ama gene de, öyle günler oluyordu ki, daha az rakam dinleyip daha çok yemek yiyeceğimiz günleri ne zaman göreceğiz, diye düşünmeden edemiyorlardı. (sf.109)
  • Bu dünyada açlık ve yokluk içinde yaşıyorlardı; başka bir yerlede daha iyi bir dünyanın bulunmasından daha doğru, daha anlaşılır ne olabilirdi? (sf.132)
  • Bazen, taş ocağına çıkılan yamaçta, iri bir kaya parçasının altında kasları titrediğinde, onu ayakta tutan tek şey kararlılığı oluyordu.(sf.133)
  • Sonunda, Clover, "Gözlerim artık iyi görmüyor," dedi. "Gerçi gençken de doğru dürüst okuyamazdım ya. Ama bana öyle geliyor ki, yazılarda bir değişiklik var. Yedi Emir eskisi gibi duruyor mu, Benjamin?"(sf.146)
  • BÜTÜN HAYVANLAR EŞİTTİR
    AMA BAZI HAYVANLAR
    ÖBÜRLERİNDEN DAHA EŞİTTİR (sf.147)
  • İçeride on ikisi de öfkeyle bağırıyor, on ikisi de birbirine benziyordu. Artık domuzların yüzlerine ne olduğu anlaşılmıştı. Dışarıdaki hayvanlar, bir domuzların yüzlerine, bir insanların yüzlerine bakıyor, ama birbirlerinden ayırt edemiyorlardı. (sf.158)

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere şimdilik hoşçakalın :)

Share
Tweet
Pin
Share
2 yorum

Herkese yeniden merhabaaa!
Bu aralar pek sık blog yazamadığımın farkındayım. Bilgisayarımla ilgili bir sorun yaşıyorum. Halleder halletmez daha sık yazı yazmaya çalışacağım.
Gelelim bugünkü yazımıza. Bu yazıda sonbahar mevsimi boyunca favorim olan şeylerden bahsetmek istiyorum. Sonbaharın kendisi zaten benim favori mevsimim. Her yerde turuncu, kızıl yapraklar, yağmurlu, serin ve kapalı havalar, Sıcacık kahve ve en sevdiğim yumuşacık hırkamın eşlik ettiği okuma saatleri... Sonbaharın kendisi bile öyle güzel ki.

Share
Tweet
Pin
Share
No yorum

Herkese yeniden merhabaaa!

Çoook uzun bir zamandır blog yazamıyorum maalesef. Bilgisayarıma henüz kavuştum ve hemen telafi yazılarıma başlamak istiyorum. Bunlardan ilki neredeyse tüm kitap yorumu yapan bloggerlarda gördüğünüz hatta kitap yorumu okumuyorsanız da mutlaka instagram sayfalarında gördüğünüz bir kitap olan Marslı kitabının yorumu olacak. Ayrıca film hakkında da düşündüklerimi kısaca bu yazı içerisinde paylaşacağım.


Öncelikle şunu söyleyeyim eğer kitap okurken çabuk sıkılabilen biriyseniz ya da bilim kurgu ile ilginiz yoksa sıkılabileceğiniz bir kitap. Ama eğer bilim kurgu hastası bir kitap kurduysanız gerçekten bayıla bayıla okuyacağınız bir kitap. Kitap aslında roman ama okurken belgesel seyretmişçesine bilgilenmeniz de mümkün.
Kitabı okurken her dakika heyecandan "sonraki sayfada ne olacak?", "acaba dediklerini yapabilecek mi?" "acaba pes edecek mi?" diye sorular sorup durdum ve kitabın sonunu böyle heyecanla getirdim.
Düşünün, marsta tek başınıza kalıyorsunuz, yiyecek kısıtlı, su kısıtlı ve en önemlisi insanlar sizin yaşadığınızı bilmiyor bile. Bu yüzden sizi kurtarmak için hazırlanan insanlar falan da yok.
Ben olsam anında pes ederdim galiba diye düşünüyorum..
Yalnız baş karakterimizin tüm bu olayların içinden başarı ile çıkması büyük oranda botanikçi olması ile ilgili. "Botanik mi? E ne işi var botanikçinin Marsta?" dediğinizi duyar gibiyim. Okumadan anlayamayacağınız bir konu işte orası. Zaten oraya girersem direk spoiler vermiş olurum.O yüzden susuyorum.
Kısacası biricik okurlarım, gidin ve bu kitabı alın. Filmini izlemiş olsanız dahi alın. Teşekkürü sonra edersiniz.

Gelelim filmi hakkındaki düşüncelerime.
Bir kere filmin oyuncu seçimi muhteşem olmuş. Matt Damon rolle tamamen bütünleşmiş, karaktere sempati katmış. Ki zaten ben film vasat dahi olsa Matt Damon için izleyebilecek bir insanım. O yüzden baş rolde olması benim için çok büyük artı.
Jessica Chastain'e gelince herkes geçen sene Intersteller gibi büyük yankı uyandıran bir bilim kurgu filminde oynamasından sonra Marslı'da da oynamasının kolaya kaçış olduğunu düşündü biraz. Ama bence o da role çok yakışmıştı. (Bu arada Matt Damon da Intersteller'da oynadı.) 
Filmin içeriğine gelince, olaylar güzel ve espritüel anlatılmıştı, güzeldi. Kitabını okumasam ya da bilim kurgu hakkında çok bir fikrim olmasa daha güzel gelebilirdi film. Ama filmde sadece sonuçlara yönelmişler. Örneğin adam patates yetiştiriyor ama sadece insan gübresi kısmını gösteriyorlar.Oysa mars ve dünya toprağını karıştırdığı bilgisini daha bir çok konuda ayrıntıları atlamışlardı.
Yine de ben çok başarılı buldum filmi. En azından bilim kurgu kategorisinde film konusu bulmanın, çekmenin, kurgulamanın zorluğunu düşününce gayet başarılı bir film. Size de öneriyorum. 
Şimdilik benden bu kadar, bir sonraki yazımda görüşmek üzere esen kalın sevgili okurlarım!


Share
Tweet
Pin
Share
No yorum
Older Posts

S O S Y A L M E D Y A

 Facebook Twitter Instagram Goodreads Pinterest

KİTAP

FİLM

DİZİ

BLOG

TARİF

DIY

NE OKUYORUM?


INSTAGRAM

Bumerang - Yazarkafe

Ziyaretçi Sayısı

Sayaç

Popüler Yazılar

  • Dan Brown - Başlangıç Kitap Yorumu
                                                                                                    Herkese yeniden merhaba! Bugün uzu...
  • Her (Aşk) | Film Yorumu
    "Even if you get home late and I'm already asleep, just whisper in my ear one little thought you had today, 'cause I love ...
  • The Theory of Everything Film Yorumu
                    Uzuun zaman sonra bir film yorumu ile karşınızdayım. Güzel bir film izlemek için bakınırken uzun zamandır izlemek isted...
  • Üniversite hayatı, yurtta kalmak, yurt için alınması gerekenler
    Ailenizden uzak bir şehirde okuyorsanız üniversitenin özellikle ilk yılı size çok zor gelecektir. Çünkü ilk defa kendi ayaklarınızın üzerin...
  • K-drama nedir? - K-drama önerilerim
    Uzun zamandır bir K-drama yazısı yazmak istiyordum. Bugün hazır blog yazmaya üşenmemişken ve yeni diziye başlamışken yazmaya karar ve...
  • İnsan Ne İle Yaşar - Tolstoy | Kitap Yorumu
                                        Konusu Anna Karenina, Savaş ve Barış ve Diriliş gibi büyük eserlerin yazarı, ünlü düşünür Lev N...
  • İzlediğim en güzel, en naif aşk filmleri
    Merhabalaar! Bugün çok sevdiğim naif ve güzel aşk filmlerinden oluşan bir film öneri yazısı yazıyorum size. İlk film tabii ki en sev...
  • Kitap okumaya zaman bul-a-mamak
    Arkadaşlarımdan ve çevremdeki insanlardan en sık duyduğum sorular "Nasıl bu kadar kitap okuyorsun?" "Kitap okumaya nasıl...
  • Fault In Our Stars - Aynı Yıldızın Altında
    Aynı Yıldızın Altında John Green Onüç yaşında, IV. derecede tiroid kanseri konan Hazel, ondört yaşında tıbbi bir mucize ile ciğerlerin...
  • Veganizm - Neden Vegan olmalıyım?
    “ Veganlık hayvanlar alemine dair sömürü ve zulmün tüm biçimlerini dışlamanın ve yaşamı gözetmenin yoludur. Et, balık, kümes hayvanı, y...

Tüm hakları saklıdır @2017 by Irem Karakayis Gooyaabi Templates