IREM | READS

Blogger tarafından desteklenmektedir.



                                                   
                                           
Herkese yeniden merhaba!
Bugün uzun bir aradan sonra kitap yorumu yazıyorum. Üstelik bu kitap en sevdiğim yazarlardan birinin, Dan Brown'ın kitabı. 
Uzunca bir süredir kendisinden yeni kitap bekleyenlerden biri olarak bu kitabın çıkacağını duyduğumda çok sevindim. Roman 3 Ekim'de 12 ülke ile aynı anda Türkiye'de satışa çıktı ve saat farkı sebebi ile kitaba ilk sahip olanlar Türk okurlar oldu. Fakat o kadar uzunca süre beklediğim kitabın çıkacağı tarihi unutmuş olmam nedeniyle ben onlardan biri olamadım. Son sınıf olmayı böyle özetleyebilirim size aslında. Çok sevdiğiniz yazarın yeni kitabının çıktığını dahi unutabiliyorsunuz yoğunluktan. Neyse, konumuz bu değil. Bunları başka bir yazıda konuşuruz. Ben böyle unutmuşken bir D&R alışverişimiz sırasında denk geldik ve bir arkadaşım bana hediye etti bu kitabı. Kendisine buradan da teşekkür edeyim. Bir insana alınabilecek en güzel hediyelerden biri ciltli birinci basım Dan Brown kitabı olabilir.

KONU


Kim olursan ol, neye inanırsan inan,
Çok yakında her şey değişecek...

Genç adam, aniden üç büyük dinin temsilcilerine döndü. “Şaşırtıcı bulacağınızı tahmin ettiğim bilimsel bir buluşum sebebiyle bugün buradayım. İnsanlık deneyimimizin en temel iki sorusuna cevap bulma ümidi ile yıllardır peşinden koşuyordum. Bu bilginin tüm inananları derinden etkileyeceğine inanıyorum. Nasıl desem, ‘yıkıcı’ diye tanımlanabilecek bir değişikliğe sebep olabilir. Birazdan görecekleriniz, dünyayla paylaşmayı umduğum sunumun kaba bir kesiti. Fakat bunu yapmadan önce dünyanın en etkili din adamlarına danışmak, en çok etkilenecek kişilerce nasıl algılanacağını öğrenmek istedim.”

Piskopos, haham ve ulema birbirlerine baktılar, sıkılmış görünüyorlardı. Piskopos, “İlginç bir girizgâh Bay Kirsch. Bize gösterecekleriniz dünya dinlerinin temelini sarsacakmış gibi konuşuyorsunuz," dedi. Genç adam kutsal metinlerin saklandığı bu eski mahzende etrafına baktı. Temellerini sarsmayacak, yıkacak, diye düşündü. Din adamları üç gün içinde bu sunumu bir etkinlikle insanlara duyuracağını bilmiyorlardı. Bunu yaptığında tüm insanlar, dini öğretilerin gerçekten de ortak bir noktası bulunduğunu anlayacaklardı: Hepsinin tümden yanlış olduğunu...

Nereden geldik? Nereye gidiyoruz?

İnsanoğlunun var olduğu günden beri cevabını bulmaya çalıştığı bu temel soruya cevap bulma iddiasındaki bir fütüristin tam da keşfini açıklayacağı gece her şey trajik bir biçimde karanlığa gömülür. Eski öğrencisinin sunumuna davetli olan Simgebilim Profesörü Robert Langdon söz konusu keşfi öğrencisinin anısına dünyaya duyurmaya karar verir. Ancak, kendisini bekleyen şifrelerden, acı sürprizlerden ve ölümcül fanatiklerden habersizdir...

ALINTILAR

I + XI = X

Bir artı on bir eşittir on mu? Hemen, "Yanlış," dedi.
"Peki bunun doğru olmasının bir yolu var mı sence?"
Ambra başını iki yana salladı. " Hayır, denklemin kesinlikle yanlış."
Profesör nazikçe genç kadını elinden tutup kendi bulunduğu tarafa çekti. Ambra işaretlere onun durduğu noktadan bakıyordu.
Denklem baş aşağı olmuştu.

X = IX + I

Ambra şaşkınlık içinde başını kaldırdı.
Langdon gülümsüyordu. "On eşittir, dokuz artı bir. Bazen başka birinin gerçeğini anlamak için tek yapman gereken bakış açını değiştirmektir."
Sayfa 510
"Bilim ile din rakip değildir. Onlar aynı hikâyeyi anlatmaya çalışan farklı dillerdir. Bu dünyada ikisine de yer var."
Sayfa 20
" Vicdanın kılavuzun olsun. Önünü göremediğinde sana yolu kalbin göstersin. " 
Sayfa 378
Felsefemiz teknolojimize yetişsin. Şefkatimiz gücümüze yetişsin. Ve değişim motoru korku değil sevgi olsun.
Sayfa 483
"En tehlikeli teröristler aslında bombaları yapanlar değil, çaresiz topluluklara nefret aşılayan ve emrindekileri şiddet içerikli eylemlerde bulunmaya teşvik eden nüfuz sahibi liderlerdir. Kolay etki altında kalan insanlara hoşgörüsüzlük, milliyetçilik veya kin aşılayarak dünyayı altüst etmek, tek bir güçlü ve kötü insana bakar.
Sayfa 392
"Dini tarihin başlangıcından bu yana türümüzün içindeki ateistler, Hıristiyanlar, Müslümanlar, Yahudiler ve tüm dinlerin mensupları, hiç bitmeyen bir çapraz ateşe tutuldu. Bizi birleştiren tek şeyse barışa duyduğumuz derin özlem."

"Memento mori," diye fısıldamıştı. "Ölüm aklından çıkmasın. En büyük güce sahip insanlar için bile hayat kısadır. Ölümü yenmenin tek bir yolu vardır, o da insanın hayatını bir şaheser haline getirmesidir."

YORUM

Dan Brown'ın inanılmaz güzel bir anlatımı var her şeyden önce. Hikaye ne olursa olsun kitap bittiğinde hikayeden çok daha fazlasını öğrenmiş şekilde kapatıyorsunuz kitabın kapağını. Bi kere muazzam sanat tarihi bilgisinden mutlaka faydalandırıyor okuyucularını kitaplarında. Kitabı okurken yanınıza bir not defteri alıp not alarak okuyup sonrasında bahsettiği şeyleri biraz araştırmanızı öneririm. İnanın bana çok faydalı bir okuma olur, ben öyle yaptım.

Robert Langdon diyince aklınıza ne geliyor? Gizem, din, bilim, sanat, mimari ve Langdon'ın peşine düşen suikastçiler. Dan Brown bizi yine şaşırtmamış ve bildik bir Langdon hikayesi yazmış aslında. Pek şaşırtıcı bir hikaye olmasa da yine nefessiz okuduğum bir kitap oldu kendileri! Genel hatları diğer kitaplarındakinden farksızdı; Robert Langdon bir davet alır, sonrasında bir cinayete şahit olur ve olayları çözmeye çalışır, bu sırada ona çekici bir kadın eşlik eder. Gizemleri çözerken bolca dini imgeye ve tarikata rastlarız ve gizemlerin çözülmesiyle kitap biter. Hikaye aynı olunca açıkçası insan biraz hayal kırıklığına uğramıyor değil. Çünkü uzun zaman sonra gelen bir kitap ve dolayısıyla insanların beklentileri de oldukça yüksek. Genel hatlar ve gidişat konusunda beni biraz hayal kırıklığına uğratsa da konu olarak oldukça beğendiğim bir kitap oldu. İnsanlık tarihinden beri en çok merak edilen sorular olan "Nereden geliyoruz?" ve "Nereye gidiyoruz?" sorularının cevabını bulduğunu ve bildiğimiz her şeyin değişeceğini kanıtlayan bir buluşu olduğunu söyleyen Edmond Kirsch, buluşunu açıklayacağı davete Langdon'ı da davet eder ve böylece kendimizi her şeyi yeniden sorgularken buluruz. Kitapta en sevdiğim şey yine bol bol din ve bilime yer verilmiş olması. İkisini birlikte, iç içe ve birbirinden ayrı olarak görme fırsatı sunmuş yazar. Ben ikisinin iç içe ve aslında birbirinden çok farklı olmadığı yanlarını da aktarmasını çok sevdim. Bir diğer sevdiğim şey ise kitaptaki tüm mekanların gerçek olması. Yani bir yandan bahsi geçen mekanların fotoğraflarına bakıp Tom Hanks'i Langdon rolüyle o mekanlarda canlandırarak okudum kitabı. Böylece kitabı okurken film de izliyormuşum gibi oldu.
Kitap hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Kurgunun aynı olması dışında gayet sürükleyici ve güzel bir kitaptı. Bu tarz kitapları sevenler ya da Langdon'u özleyenler mutlaka okusun derim.

KİTABI SATIN AL

Share
Tweet
Pin
Share
4 yorum
Aslında kitap okumayı seven insanlar için yaz tatili, kış tatili, bayram tatili falan yoktur. Kitap okumak için tatil ya da boş zaman beklemez, kitap için zaman yaratır onlar. Bu yazı onlara sadece öneri niteliğinde olacak.
Bu yazıyı asıl bana sürekli "Kitap okumaya zamanım yok. Tatilde kitap okumak istiyorum ama ne okusam bilmiyorum. Hazır zamanım varken kendim için güzel bir şey yapıp bu tatilimi okuyarak değerlendirmek istiyorum. Bana kitap önerir misin?" diyenler için yazıyorum. 
Eğer kitap okuma alışkanlığınız yoksa bile okuduktan sonra size okumayı sevdirecek, zamanın nasıl geçtiğini anlamayacağınız ve okuyana bir şeyler katacak birkaç kitap önerisinde bulunmaya çalışıyor olacağım.

                                       

"Kırılgan yaşamlarımızın her anında başımıza gelebilecek beklenmedik olayları düşünecek olursak, her yeni gün bir mucizedir."

Eee bir kitap listesi hazırlayıp listeye Paulo Coelho kitabı koymasam olmazdı. Bilirsiniz, kendileri en sevdiğim yazardır. Her kitabı birer altın değerindedir benim gözümde. Her okuyuşumda yazarla birlikte bilgelik arayışına çıkar yeni yerler keşfeder yeni insanlarla tanışırım. Bu kitabı önermemin sebebi benim yazarın okuduğum ilk kitabı olmasıdır. Çünkü eğer beni böylesine bağladıysa ve neredeyse tüm kitaplarını okuduysam sizi de yazarla tanıştırmak için güzel bir tercih olabileceğini düşündüm. 
Kitabımızın ana karakteri Veronika hayatında her şey yolunda gibi gözüken genç bir kadındır. Fakat hayatı boyunca hep bir şeylerin eksikliğini hissetmiştir. Hayatında kötü bir şeyler olduğundan değil ama içindeki eksiklikten dolayı intihar etmeye karar verir. Ardında bir intihar mektubu bırakarak intihar etmeyi dener fakat bu intihar girişimi başarısızlıkla sonuçlanır. Ve sonrasında Veronika gözlerini akıl hastanesinde açar. Üstelik doktoru ona çok kısa bir ömrü kaldığını söyler. Kalan zamanınında oradaki insanları tanımaya çalışır ve sonrasında olaylar gelişir. 
Çoğunuz belki ilk Simyacı'yı okumuştur ya da okumayı düşünüyordur fakat bu kitap bence yazarı anlamak için güzel bir başlangıç olacaktır.

                                          

"Evet, 'Şimdilerde herkes mutlu.' Çocuklara beş yaşında öğretiyoruz bunu. Ama başka bir şekilde mutlu olmak istemez miydin, Lenina? Başkaları gibi değil, kendi istediğin gibi."

Her şeyden sıkılıp kendi kendine kaldığında güzel bir bilim kurgu kitabından iyisi yoktur! Bilim kurgu diyince benim aklıma ilk gelen kitaplardan biri de Cesur Yeni Dünya. Distopya sevenlerin çoktan okumuş olacağını düşündüğüm bir kitap. George Orwell'in 1984'ü ile sürekli olarak kıyaslansa da bence 1984'e göre çok daha okuması ve anlaması kolay, çok daha sürükleyici ve etkileyici bir kitap. -Her ne kadar okurların büyük çoğunluğu benle aynı fikirde olmasa da.-  
Anne baba ve aile kavramlarının olmadığı, insanların anne karnında değil şişelenerek embriyo sürecini tamamladığı bir dünya düşünün. Çocuklar uykudayken eğitiliyor. Duygusal bağ, sevgili olmak, evlenmek yok. İnsanlar daha doğmadan Alfa, Beta, Gama, Delta sınıflarına ayrılıyorlar.  Her sınıf olması gerektiği gibi koşullandırılıyor ve herkes olması gerektiği gibi davranıyor. "Vahşi bölgeden" birinin cesur yeni dünyaya gelmesiyle gelişen olayları aktarıyor kitap. Nispeten iyimser bir yaklaşımla eski yaşam ve cesur yeni dünyayı birbirine sorgulatan kitap daha önce distopya okumayanlar için en doğru tercih bana göre.

                                          

"...gerçek cesaretin ne olduğunu görmeni istiyordum, gerçek cesaretin eli tüfekli bir adamla ilgisi olmadığını. Daha başlamadan yenildiğini bile bile başlamak ve her ne pahasına olursa olsun sonuna kadar devam etmek olduğunu. Nadiren de olsa bazen kazanırsın."

Son kitabın okuyan herkesin gönlünde taht kurduğuna eminim. Yazar Bülbülü Öldürmek kitabında o kadar yalın bir dille o kadar güçlü bir mesaj vermiş ki! Bana kalırsa herkesin okuması gereken bir kitap. Gerçek olaylardan esinlenilerek yazılmış olması zaten başlı başına insanı etkilemeye yetiyor. 
Kitapta 1960'lı yılların Amerikası'nda bir kasabadaki beyaz ve siyahi insanların nasıl farklı muamele gördüğünü ve ırkçılığı anlatıyor. Hikayeyi ise 6-7 yaşlarında küçük bir kız olan Scout'un gözünden anlatıyor. Hal böyle olunca size korkunç görünen şeylerin bile çocuk gözünden nasıl masumca anlatıldığını da görmüş oluyorsunuz. "İstediğin kadar saksağanı vur vurabilirsen ama unutma, bülbülü öldürmek günahtır." sözüyle kitaba ismini veren avukat Atticus çocuklarına vermek istediği dersler ile birlikte hepimize insanlık dersleri veriyor sanki. İnsanları ırklarına göre değil de iyi ya da kötü olmasına göre ayırmayı öğütlüyor kitap. Vicdanınızı sorgulatacak harika bir hikaye, mutlaka okuyun. Özellikle kendini başka din, dil, ırk, renkteki insanlardan üstün gören varsa bu kitaptan sonra fikirlerinin büyük ölçüde değişeceğine eminim.

Bu tatil süresince sürekli böyle öneriler yapmaya çalışacağım. Bu yazıdan sonra siz de eğer bu kitaplardan birini okumaya karar verip okursanız çok çok çok mutlu edersiniz beni. Önerebileceğiniz ya da önermemi istediğini başka kitaplar varsa da yorum yazabilirsiniz. Umarım bu yazı serisi sonunda kitap okumayı sevmeye başlayan insanlar kazanırız! 
Size son zamanlarda dinlediğim şarkı listemi bırakıp şimdilik kaçıyorum. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere, hoşçakalın!

Share
Tweet
Pin
Share
2 yorum
                                   

Konusu

Anna Karenina, Savaş ve Barış ve Diriliş gibi büyük eserlerin yazarı, ünlü düşünür Lev Nikolayeviç Tolstoy, yaşamının son otuz yılını insan, aile, din, devlet, toplum, özgürlük gibi konulara eğilerek geçirmiştir. Tolstoy'un İnsan Ne İle Yaşar adlı eseri, okuyucunun manevi dünyasına hitap eden kısa hikayelerden oluşmaktadır. Kitaba adını da veren ilk hikaye olan "İnsan Ne İle Yaşar"da, üç soruya cevap aranıyor. Bunlar; İnsana yön veren şey nedir? İnsana ne verilmemiştir? ve İnsan ne ile yaşar? Kitap, dört hikayeden oluşmaktadır; İnsan Ne ile Yaşar?, İnsana Çok Toprak Gerekir mi?, Tek Kıvılcım Tüm Evi Kül Eder, Üç Soru.

Alıntılar

''Adam bir yıl sonrasına hazırlanıyor, ama akşama varmadan öleceğini bilmiyor'' diye düşündüm...
❤
"Bütün insanlar kendi esenlikleri için harcadıkları düşünceyle değil, insana verilen sevgiyle yaşarlar."
❤
"Ekmek pahalı, emek ucuzdu."
❤
"Şunu öğrendim ki insan kendi çabasıyla değil, sevgiyle yaşar."
❤
"Tanrı beni 3 hakikati öğrenmem için Dünyaya yolladı. Tanrının bana söylediği ilk soru şuydu. 'İnsanın kalbine ne hükmeder?' ve anladım ki insanın kalbine sevgi hükmeder. ikinci soru ise 'İnsana ne verilmemiştir ? ' İnsana kendi ihtiyaçlarının bilgisi verilmemiştir. ve üçüncü soru ise 'İnsan ne ile yaşar?' ve anladım ki İnsanın elinde hiç bir şey olmasa bile Tanrı sevgisi olsun yeter. Yani insan Tanrıya inanmadan yaşayamaz.."

Kitap Yorumu

 Koridor yayınlarının klasikleri tekrar okumak istememize sebep olacak türden bez kapaklarını görmüşsünüzdür. İşte ben de eskiden beri klasiklere aşık biri olarak bu yeni bez kapaklı kitaplara gidip gelip bakıyordum ama yayın evinin yeni kapaklarla çıkan tüm klasikleri bende vardı. Ben de bu yüzden kendimi tutmak zor olsa da almadım bu kitaplardan. Ta ki son D&R alışverişime kadar. İnsan Ne İle Yaşar benim uzun zamandır okumak istediğim ama nedensizce ertelediğim bir kitaptı. Hazır Koridor Yayınlarından bu harika bez kapakla çıkmışken almamak olmazdı. Öykü okumaya bayılanlardan değilimdir, romanın yeri bende başkadır. Ama hakkını vermeden edemeyeceğim, Tolstoy beni sıkmadan bir solukta öykü kitabı okutan sayılı yazarlardan oldu. Her öyküde kendinize harika dersler çıkarabiliyorsunuz. Olaylara bakış açısı çok farklı ve sürükleyici bir kitap. Kitapta birkaç yerde Başkurtlar'dan (eski bir Türk boyu) bahsedilmesi de hoşuma gitmedi diyemeyeceğim.(asın bayrakları) Ben bu öykülerin içlerinden en çok ilk öyküyü sevdim, diğerlerinden daha farklı geldi bana. Severek ve tek solukta okuduğum bir kitap oldu. Tolstoy'un okumadığım diğer kitaplarını da en yakın zamanda okuma listeme ekleyeceğim. Umarım siz de severek okursunuz :)
Share
Tweet
Pin
Share
4 yorum

Herkese yeniden merhabalar! Esasında 2016 hepimizi oldukça üzen olaylarla dolu bir yıl oldu. Büyük kayıplar yaşadık, ülkece çok zor günlerden geçtik, masum canlarımızı yitirdik. Bu yüzden bir anlamda bu yıl bir an önce bitsin istediğim bir yıl oldu. Gelecek yılda umarım refah ve huzur dolu, masum insanların ölmediği güzel günler geçiririz. Bunu yürekten istiyorum inanın. 
Gelelim bu yılki favorilerime.

 1-Kitap 

2016 benim açımdan kitap açısından oldukça verimli bir yıl oldu diyebilirim. Fakat yılın ilk yarısında GoodReads hedefimin ilerisinde giderken ve oldukça verimli bir şekilde kitap okurken yılın ikinci yarısının okul ve iş bir arada yürütmeye çalıştığım için fazla verimli olduğunu söyleyemeyeceğim. 

                             

Bu yıl harika kitaplar okudum, uzun zamandır okumak istediğim yazarları okudum. Bu kitaplar içindeyse en sevdiğim kitap Uçurtma Avcısı oldu. Kitabın konusu, yazarın anlatımı, olay örgüsü, konuların işleniş şekli, her şeyiyle harika bir kitaptı benim için. Yazarın okuduğum ilk kitabı olmasına rağmen beni bütün kitaplarını hemen okumaya ikna edecek kadar harika bir kitaptı. Daha sonra okuyup anladığım üzere zaten yazar tüm kitaplarında harika anlatımını sürdürmüş ve hep böyle hayattan konular seçip onları muhteşem işlemiş. Khaled Hosseini'nin tüm kitaplarını okumanızı şiddetle öneriyorum.
Uçurtma Avcısı Kitap Yorumu yazım için TIK TIK!
Ölü Zaman Gezginleri, Lola ve Komşu Çocuk, Freud'un Kız Kardeşi, Hannibal ve Olağanüstü bir gece bu yıl okuduğum güzel kitaplardan birkaçıydı. Bu yıl okuduğum kitaplara ve değerlendirmelerime göz atmak için GoodReads profilime bekliyorum.

2-Film

                  


Bu yıl sinemaya oldukça fazla vakit ayırdığım bir yıl oldu. Bir sürü güzel film izledim. Fakat hiç kuşkusuz içlerinden en çok geçtiğimiz günlerde izlediğim Allied yani Müttefik filmi oldu. Filmin konusu, oyuncu seçimi, ilerleyişi, her şeyi öyle güzeldi ki film hiç bitmesin istedim. Marion Cotillard'ın baş rolde olması zatan çok büyük artıydı benim için. Kendilerinin oyunculuğuna ve güzelliğine hayran biri olarak onu izlemek yine oldukça keyifliydi benim açımdan.

İzlediğim bir diğer güzel film ise bir önceki favoriler yazımda da bahsettiğim Doctor Strange'di. Uzun uzun tekrar anlatmaya gerek yok. Yine izlemeyi çok sevdiğim iki oyuncu ve güzel bir hikaye. Bu filmler dışında Arrival, Inferno, Trolls ve tabii ki Türk filmi Dağ II de sevdiğim filmlerdendi. Özellikle Dağ II'yi çooook beğendim. İzlemeyen varsa mutlaka tavsiye ediyorum.

3-Dizi

                      

Yılın sonuna kadar dizi izlemeye fırsat bulamasam da yılın son iki üç ayında bu durumu telafi ettiğimi düşünüyorum. Özellikle bu ay sürekli Kore dizisi izledim diyebilirim. Ama bu dizilerin içinde öyle bir dizi vardı ki, şu zamana kadar içinde en çok kendimi bulduğum dizi oldu. Bunun sebebi sanırım benim de öğrenim gördüğüm şehirde öğrenci yurdunda kalmam. Age of Youth,  kız öğrenci yurdunda geçiyor. Birbirinden farklı karakterlerde kızların aynı evi paylaştığında olanları anlatıyor. O kadar güzeldi ki bu dizi. Tam anlamı ile hayatın içinden bir diziydi. Okula ilk geldiğim zamanları tekrar tekrar yaşadım izlerken. Özellikle yurtta kalanların çok seveceğini düşündüğüm bir dizi.
Another Miss Oh, Doctors, One More Happy Ending bu yıl sevdiğim diğer kore dizileriydi. Kore dışından ise bu yıl da SATC izlemeye tabii ki devam ettim bir de sevdiğim Doctor Who ve Sherlock gibi dizilerin yılbaşı özel bölümlerini izlemeyi düşünüyorum. Onun dışında çok fazla Kore dışı dizi izlemedim açıkçası bu yıl.

4- Telefon Uygulaması

                 

Telefon uygulaması olarak Pinterest ve MEGA uygulamalarını oldukça sık kullandım. Eğer yaratıcı fikirler almak istiyorsanız, ilham almak istiyorsanız, DIY projeleri geliştirmek istiyorsanız Pinteresti mutlaka mutlaka etkin olarak kullanmanızı öneririm. Google'dan bakmak ile arasında o kadar fark var ki.
MEGA ise size depolama alanı veren bir uygulama. Tabii ben bu uygulamayı en çok dizi indirirken kullanıyorum. Bir çok sitede, özellikle Kore dizisi indirdiğimiz sitelerde mutlaka MEGA ile indirme seçeneği bulunuyor. MEGA ile indirmek o kadar kolaylaştırıyor ki işinizi, bu uygulama dizi çok izleyenlerin işini oldukça kolaylaştıracaktır. Ayrıca ücretsiz olarak verdiği 50 GB depolama alanı ise oldukça kullanışlı.

5- Müzik

Bu defa ayrı ayrı şarkıları buradan paylaşmak yerine bu yıl en çok dinlediğim farklı müzik tarzlarına ait Spotify listelerini paylaşıyorum.

Your Favorite Coffeehouse
88 Keys
Relax & Unwind
Deep House Relax
Deep Dark Indie Folk
Move On & Don't Look Back
The PMS Playlist
The Writer's Playlist
Monday Motivation

Bu yıl ülkece çok zor günler geçirdik, bu yüzden bu yılın bitmesini çok istiyorum. Umarım huzur ve refah içinde yaşayacağımız çok güzel günler olur 2017'de.
Hepinize mutlu ve sağlıklı yıllar diliyorum!



Share
Tweet
Pin
Share
No yorum

Kitap Özeti

Sevmek bir sanat mıdır? Öyleyse eğer, bilgi ve çabaya gereksinimi vardır. Yoksa sevgi, kaderin bir lütfuyla şanslı olanlarımızın "kapılmadığı" tatlı bir duygu mudur? Şüphesiz büyük çoğunluk ikinci önermeye inanmaktadır. Oysa bu kitap, birinci önerme temeline oturtulmuştur.

Hiç kimse sevginin önemsizliğine ilişkin bir düşünce taşımaz. Birçok kişi onun açlığını çeker, mutlu ve mutsuz aşk öyküleri anlatan bir dolu filmi izler, yüzlerce ucuz aşk öyküleri anlatan bir dolu film izler, yüzlerce ucuz aşk şarkıları dinler. Buna karşın, pek azı sevgiye ilişkin bir şeyler öğrenmenin gerekli olduğunu düşünür.

Bu özel tutum, kişiyi ya tek başına ya da toplu olarak, böyle düşünmeye yöneten birçok önyargıya dayanır. Bir çok kişi, sevgi sorununu ilkel bir biçimde ele almakta, kendi sevebilme gücünden, sevme ediniminden çok sevilme olarak görmektedir.
(Arka Kapak)

Alıntılar 

"Bize çiçekleri sevdiğini söyleyen bir kadının, çiçekleri sulamayı unuttuğunu görürsek, onun çiçek 'sevgisi'ne inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz 'etken ilgi'dir."
"Bir insan başka birine ne verir?
Kendisinden verir; sahip olduğu en değerli şeyden, “yaşamından” verir. 
Bu, o kişinin yaşamını diğer insan için feda ettiği anlamına gelmez aksine kendi içinde yaşattıklarından veriyordur;
Sevinçlerinden, ilgi duyduğu şeylerden, anlayışından, bilgisinden, mizahından, üzüntüsünden- içinde canlı olan her şeyden.
Ve bazen bir şeyler vermek için bir bakış bile yetebilir. "

"Bugün birçok durumda sorumluluk, kişiye dışarıdan yüklenmiş olan bir görev olarak anlaşılmaktadır. Fakat gerçek anlamıyla sorumluluk, tamamıyla iradi bir edimdir. Benim başka insanların, ister belirgin ister gizli olsun gereksinimlerine verdiğim yanıttır. 'Sorumlu' olmak demek 'yanıt' vermeye hazır olmak demektir."

"Hiçbir şey bilmeyen hiçbir şeyi sevmez.
Hiçbir şey yapmayan hiçbir şeyden anlamaz.
Hiçbir şeyden anlamayan kişi değersizdir.
Ama anlayan kişi hem sever, fark eder, hem de görür...
Bir şeyin yapısında ne kadar bilgi varsa, o kadar sevgi vardır....
Bütün meyvelerin çilekle aynı zamanda olgunlaştığını hayal eden kişi
Üzümler konusunda hiçbir şey bilmiyor demektir..."
"Çocuk sevgisi şu yoldan gider: "Sevildiğim için seviyorum!" Büyüklerin sevgisi şu yoldan gider: "Sevdiğim için seviliyorum." Olgunlaşmamiş sevgi, "Seni sana gereksinmem olduğu için seviyorum" der. Olgun sevgi, "Seni sevdiğim için sana gereksinmem var" der."

Kitap Yorumu

Coelho'nun bilgelik arayışını anlatan kitaplarına bayıldığımı bilen bilir, Fromm'un da  benim gibi bu tarz kitapları sevenler için oldukça tatmin edici ve harika kitapları var. Biri de bu kitap.
Bu kitabı okuyalı aslında çook uzun zaman oldu. Hatta ben bu kitabı defalarca okudum, defalarca da okurum. En sevdiğim kitaplardan biri oldu kendileri. 
Yine bir sonbahar günü kütüphanede sarı yapraklar arasında kitabımı okuyordum. Daha sonra masada  eski basım, yıpranmış kitap dikkatimi çekti, Bu, birçok arkadaşımdan duyduğum Sevme Sanatı kitabından başkası değildi. Tabii eski basım olması ve yıpranmışlığı dikkatimi çekince, elimdeki kitabı bırakıp bu kitaba bir göz atmak istedim ve son otobüs saatine kadar da zamanın nasıl geçtiğini anlamayarak okudum, ardından tabii ki yurtta sabaha kadar soluksuz okumuş ve gün ışıkları ile bitirmiştim. 
Hiç abartmadan bu kitap hakkında şunu söyleyebilirim, bu kitap hayatımı değiştirdi!
Evet hayatımı, düşünce yapımı, bakış açımı her şeyi değiştirdi. Daha önceleri sevmeyi bir sanat olarak görmeyi dahi düşünmezken bu kitap sonrasında gerçekten sevmekten ve sevilmekten çok şey bekleyip aslında sevmenin kendisini sevmediğimizi fark ettim. 
Sevmek üzerine birçok kitap yazılmıştır eminim, Ama hiçbiri sevmenin kendisine dair yazılmamıştır. Burda bahsedilen sevgi herhangi bir kişiye veya nesneye ya da bir olguya duyulan sevgi değil, salt sevgi.
Sevmenin aslında icra etmesi oldukça güç bir sanat olduğunu, kişinin sevdiklerinden beklemeden onlara vermesi gerektiğini savunuyor yazar kitapta. 
Kitabın dili, akıcılığı o kadar güzel ki nasıl bitti anlayamıyorsunuz zaten.
Bu kitap üzerine çok konuşmak istemiyorum, herkesin okuyabileceğini, anlayabileceğini düşünsem de, birçok insan için okuduktan sonra asla eyleme dökülmeyecek satırlar olduğunu biliyorum. 
Size tek söyleyebileceğim şey bu kitabı mutlaka okumanız gerektiği. Yazarın diğer kitapları da birbirinden güzel fakat en azından bu kitabı mutlaka edinin.
Share
Tweet
Pin
Share
No yorum

Arkadaşlarımdan ve çevremdeki insanlardan en sık duyduğum sorular "Nasıl bu kadar kitap okuyorsun?" "Kitap okumaya nasıl başladın?" "Nasıl kitap okumaya zaman ayırıyorsun?" olmuştur.
Esasında kitap okumaya zaman bulmak değil de kitap okumak için zaman yaratmak ile alakalı durum. Yani siz eğer ben tüm gün gezeyim, okula gideyim, işe gideyim akşam da vakit kalırsa kitap okurum diyorsanız sıkıntı tam da orada. "Bugün evde kalıp yeni kitabımı okumak istiyorum." diyebildiğiniz zaman zaten kitap okumaya zaman ayırmış oluyorsunuz. Yani düşünce sistemi ve öncelikler ile alakalı biraz da bu. Bir de zaman bulamıyorum diyenlerin büyük çoğunluğu saatlerce Instagram'da hesaplara bakmaya, Youtube'da video izlemeye ya da snap atmaya zaman bulduğu için ben zaman olmaması gibi bir duruma inanmıyorum. Ki bu dediklerimi zaman zaman ben de yapıyorum. Hatta bazen bir ayda belki bir kitap bitiriyorum sadece ama sosyal medyayla ilgilenmeyi asla bırakmıyorum.

Bir diğer soru olan bu kadar kitabı nasıl okuduğum sorusuna da şöyle cevap verebilirim; o kadar çok kitap okumuyorum. Örneğin, bir diziye başlıyorsunuz ilginizi çekiyor ve bir gecede bir sezon bitiriyorsunuz hatta belki bir haftada altı yedi sezon dizi izliyorsunuz. İşte sevdiğiniz ve sizi sürükleyen bir kitabı okuduğunuzda da onu elinizden asla düşürmüyorsunuz ve kısa sürede bitmiş oluyor. Bir de her alışverişinizde kitapçılara, sahaflara uğradığınızı, fuarlara her sene gittiğinizi düşünürsek elinizde ilginizi çeken bir sürü kitap oluyor. Ve bu sayede "çok kitap okumuş" oluyorsunuz.
Kitap okumaya, yani Türkiye'deki ortalama yaşıtlarıma göre daha fazla kitap okumaya ise belli bir zaman aralığında başlamadım aslında. Sadece çocukluktan beri her kötü olaydan, her üzüntüden, herr kayıptan sonra kendimi kitap okuyarak tedavi ettim, başka dünyalara kapılarak sorunlarımı unuttum ve birçok şey ile başa çıktım. Bu yüzden her zaman sorunlardan kaçış ya da sığınak olarak kitap okumayı gördüğüm için belli bir yaşta değil, bana iyi geldiklerini anladığım an başladım "çok kitap okumaya"
Sizden sosyal medyada ne kadar zaman geçirdiğinizi kabaca bir hesaplamanızı istiyorum. 
Hala kitap okumaya ayıracak vaktiniz yok mu?
Share
Tweet
Pin
Share
2 yorum
Older Posts

S O S Y A L M E D Y A

 Facebook Twitter Instagram Goodreads Pinterest

KİTAP

FİLM

DİZİ

BLOG

TARİF

DIY

NE OKUYORUM?


INSTAGRAM

Bumerang - Yazarkafe

Ziyaretçi Sayısı

Sayaç

Popüler Yazılar

  • Dan Brown - Başlangıç Kitap Yorumu
                                                                                                    Herkese yeniden merhaba! Bugün uzu...
  • Her (Aşk) | Film Yorumu
    "Even if you get home late and I'm already asleep, just whisper in my ear one little thought you had today, 'cause I love ...
  • The Theory of Everything Film Yorumu
                    Uzuun zaman sonra bir film yorumu ile karşınızdayım. Güzel bir film izlemek için bakınırken uzun zamandır izlemek isted...
  • Üniversite hayatı, yurtta kalmak, yurt için alınması gerekenler
    Ailenizden uzak bir şehirde okuyorsanız üniversitenin özellikle ilk yılı size çok zor gelecektir. Çünkü ilk defa kendi ayaklarınızın üzerin...
  • K-drama nedir? - K-drama önerilerim
    Uzun zamandır bir K-drama yazısı yazmak istiyordum. Bugün hazır blog yazmaya üşenmemişken ve yeni diziye başlamışken yazmaya karar ve...
  • İnsan Ne İle Yaşar - Tolstoy | Kitap Yorumu
                                        Konusu Anna Karenina, Savaş ve Barış ve Diriliş gibi büyük eserlerin yazarı, ünlü düşünür Lev N...
  • İzlediğim en güzel, en naif aşk filmleri
    Merhabalaar! Bugün çok sevdiğim naif ve güzel aşk filmlerinden oluşan bir film öneri yazısı yazıyorum size. İlk film tabii ki en sev...
  • Kitap okumaya zaman bul-a-mamak
    Arkadaşlarımdan ve çevremdeki insanlardan en sık duyduğum sorular "Nasıl bu kadar kitap okuyorsun?" "Kitap okumaya nasıl...
  • Fault In Our Stars - Aynı Yıldızın Altında
    Aynı Yıldızın Altında John Green Onüç yaşında, IV. derecede tiroid kanseri konan Hazel, ondört yaşında tıbbi bir mucize ile ciğerlerin...
  • Veganizm - Neden Vegan olmalıyım?
    “ Veganlık hayvanlar alemine dair sömürü ve zulmün tüm biçimlerini dışlamanın ve yaşamı gözetmenin yoludur. Et, balık, kümes hayvanı, y...

Tüm hakları saklıdır @2017 by Irem Karakayis Gooyaabi Templates