IREM | READS

Blogger tarafından desteklenmektedir.


Ailenizden uzak bir şehirde okuyorsanız üniversitenin özellikle ilk yılı size çok zor gelecektir. Çünkü ilk defa kendi ayaklarınızın üzerinde durup kendi sorumluluklarınızı alacaksınız, ilk defa kendi paranızın ve harcamanızın hesabını kendinizin yapmak zorunda olacaksınız. Bunlar kesinlikle kolay olmuyor. Her hareketinizden artık siz sorumlusunuz, hayatla artık baş başasınız. İnsanları gerçekten tanımaya da ilk olarak bu yıllarda başlayacaksınız. Birçok insan girip çıkacak hayatınızdan, kalıcı dostluklar kurmak biraz daha zor olacak. Çünkü artık lisede değilsiniz, üniversitede okurken insanların menfaatleri çoğu zaman dostluklarından ya da değer verdiğiniz şeylerden çok daha önde olacaktır. Bunun sebebi de ayakta durmaya çalışmak. Ama zamanla alışacaksınız ve kime güvenip güvenmeyeceğinizi öğreneceksiniz. Ya da en azından bunlara üzülmeyip yola devam etmeyi. 
Bir diğer zorlayacak şey ise aileden uzakta olmak tabii. Özlem zamanla azalan bişey değil ama deneyimlerime dayanarak zamanla alışılan bişey olduğunu gönül rahatlığı ile söyleyebilirim. 
Diğer bir çok şey gibi aslında üniversitenin değil de üniversite yıllarının bir okul olduğunu göreceksiniz. Ama inanın bana o kadar hızlı geçecek ki farkına bile varamadan okul bitiyor olacak. O yüzden olabildiğince çok güzel anı biriktirmeye bakın.

Yurt mu yoksa öğrenci evi mi diye sorarsanız ikisinin de kendine göre avantaj ve dezavantajları olduğunu söyleyebilirim. 
Yurdun dezavantajlarını giriş çıkış saati, kendi yemeklerinizi yapamamanız (bazı özel yurtlarda hobi mutfağı var), bireysel bir alanınız olmaması, tanımadığınız insanlarla aynı odada kalma riski olarak kısaca özetleyebilirim.
Temizlik sorumluluğu, fatura/kira derdi olamaması, yemek yapmaya üşenen ya da sevmeyen insanlarsanız her gün et, tavuk ve sebze olmak üzere birkaç çeşit yemeğinizin hazır olmasını da yurdun avantajları olarak sayabiliriz. Ama hepsinden de güzeli eğer şanslıysanız kız kardeşler edinmek. Arkadaş demiyorum çünkü aynı odayı ve aynı hayatı paylaştığınız kız arkadaşlarınız oluyor yeterince şanslıysanız
Üniversite hayatımdaki dördüncü seneme giriyorum ve henüz yurt dışında bir ev tecrübem olmadı. Yine de en azından ilk sene üniversite ortamına ve şehre alışana kadar yurtta kalmanızı öneririm. Ama eğer ben ailemin evindeki konforumdan vazgeçemem, insanların farklılıklarına anlayış gösteremem, ben sinirli bir insanım düşünmeden insanları kırarım, temizlik algım herkese göre olmayabilir canım istediğinde etrafı toplarım canım istemezse dağınık bırakırım diyorsanız yurtta kalmanızı asla önermem.
Ama ben uyumlu bir insanım zamanla insanlarla aynı ortamı paylaşmaya alışır ve onlarla sorunlarımı konuşarak ve empati kurarak çözebilirim diyorsanız yurtta kalmayı en azından denemenizi öneririm. Eğer üniversitenin başına dönecek olsak ben yine yurtta kalmayı seçerdim. Çünkü gerçekten yurt hayatı bana çok şey kattı. Bi anlamda hayatımı düzene soktu diyebilirim. 
Ben ilk olarak evde kalmayı düşünüyordum fakat biraz geç kaldığım için istediğimiz kriterlerde bir ev bulamadık. Emlakçı da bir tanıdığımızın yakını olduğu için bildiği bir özel yurda yönlendirdi bizi. Daha sonrasında ben yaklaşık dört ay o yurtta kaldım ve yönetimden kaynaklı sorunlar nedeniyle yurttan ayrıldım. Sonrasında dönem bitene kadar bir ay polis evinde kaldım ve ikinci dönem devlet yurdunun misafirhanesine geçtim. Yıl bitmeden asilim diğer devlet yurduna çıktı ve bir sonraki sene de yarı özel yurt için dilekçe verdim ve o zamandan beri yarı özel yurtta kalıyorum. 
Her devlet ve özel yurt farklı fakat ben eğer yurtta kalacaksanız devletin yarı özel yurdunda kalmanızı tavsiye ederim. Çünkü özel yurtlardan çok daha iyi standartlarda ve çok daha uygun fiyatta oluyor.
Yurda ilk defa gelecekler için alınması gerekenler ise şöyle:
1-Açık ve kapalı terlik (Duşu ortak kullanıyorsanız açık terlik giymek isteyebilirsiniz.)
2-Bornoz, baş havlusu, yüz havlusu (Bornoz kullanmak özellikle ortak duş kullanımında banyoya gidip gelirken daha rahat olacaktır.)
3-Tuvalet kağıdı (Çoğu yurtta bu gibi temizlik malzemelerini kendiniz temin etmeniz gerekiyor.)
4-Sıvı sabun (Bazı yurtlarda olmayabiliyor.)
5-Deterjan (Özel yurtların bazılarında var fakat hiçbir devlet yurdunda yok.)
6-Tarak
7-Islak mendil
8-Su ısıtıcı/ Kettle (Bazı yurtlarda almıyorlar içeri fakat gizlice sokmayı deneyin, çok lazım oluyor.)
9-Seyehat boy ütü (Yurtta her blokta bir adet ütü oluyor. Beklememek için almanızda fayda var.)
10-Yastık kılıfı, çarşaf (Her defasında nevresim değiştirme gününü beklemek yerine en azından kendi çarşaf ve yastık kılıfınızı alıp yıkayabilirsiniz. Nevresimin tek tip olması gerektiği için kendi nevresiminizi kullanmanız çoğunlukla yasak.)
11-Üçlü priz (En çok ihtiyacınız olacak şeyler arasında.)
12-Kupa, tabak, kase vb. (Kupa haricinde diğerlerini yurdun yemekhanesinden de alabilirsiniz ama ben şahsi eşyalarınızı kullanırsanız daha iyi olacağını düşünüyorum.)
13-Dolap ya da çekmece organizatörü (Çok fazla ıvır zıvırınız yoksa almasanız da olur fakat hayat kurtarıcı olabiliyor.)
14-Kıyafet askısı
15-Saç kurutma makinesi

Benim yurtla ve üniversite hayatı ile ilgi söyleyeceklerim şimdilik bu kadar. Siz de eğer yurt hayatı ile ilgili ya da yurtta yanınıza almanız gerekenlerle ilgili eklemek istedikleriniz varsa yorum olarak bırakırsanız sevinirim.

Dipnot: Age of Youth adlı yurt hayatını anlatan kore dizisinden 2016 favorilerim yazımda bahsetmiştim. Hazır ikinci sezonu da geliyorken izlemenizi tavsiye ederim.
Share
Tweet
Pin
Share
4 yorum
                      
                               

İnsanlarla ilk tanıştığımızda, onlara kendimizden bahsederken yalnızca iyi yanlarımızdan, sevdiğimiz şeylerden bahsetmek ne kadar doğru? Onlara en sevdiğimiz filmi anlatırız, ıslak çimlere basmaktan ne kadar keyif aldığımızı, hangi şarkıyı dinlerken huzur bulduğumuzu, hangi kitaptaki en sevdiğimiz karakterin tüm cümlelerini ezbere bildiğimizi anlatırız. Ya da onlara ne kadar kibar olduğumuzu, ne kadar dürüst ne kadar güvenilir olduğumuzu anlatırız. Ama onlara hiç hatalarımızdan, yaralarımızdan bahsetmeyiz başta. Nelere tahammül edemediğimizi, nelerin güvenimizi sarstığını, neyin yara verdiğini anlatmayız. Çünkü bu meseleler yeni tanıştığın birine anlatılacak şeyler değildir.

Düşündüm de, insanlarla tanışıp onlara kendimizi tanıtırken kendimizi bi nevi pazarlıyoruz. Yani diyoruz ki ben bunu seviyorum ben şunu seviyorum. ben şöyle iyi ve böyle harikayım. Henüz hiç ben güvenilmez biriyim diyen ya da ben bir korkağım diyen birini görmedim. Belki birkaç kötü özellikten bahsedildiğinde de bunları göz ardı ediyoruz. Zaman ilerledikçe başta bahsedilmeyen ya da göz ardı edilen her şey birer problem olup büyüyor. 

Aslında sorun bence kendimizi sadece iyi yönlerimizle insanlara sevdirmeye çalışmamız. Olduğumuz gibi kabullenilmek mi istiyoruz? Birinin bizi değiştirebileceğini görmek mi? Yoksa sadece olmamızı istedikleri gibi mi? 

İşin sonunda ne olursa olsun bildiğim bir şey var. Sizi sevecek insanlar, ya da seven insanlar kendinizi pazarladığınız iyi yönleriniz için sevmiyor. Belki tek bir olaya verdiğiniz tepki, belki yanınızda huzur bulmaları, belki de onları anlamanız yetiyor. Bu yüzden insanlarla tanışırken iyi yönlerinizi değil her şeyinizle kendinizi göstermekten korkmayın. Bırakın sizi seven insan olduğunuz gibi sevsin. Kendinizken ve mutluyken her şey daha kolay çünkü.

Bu sıralar en çok dinlediğim şarkıyı sizlerle paylaşıp şimdilik gidiyorum.


Share
Tweet
Pin
Share
4 yorum

Henüz 20 yaşında olduğumu söylemeye dilim alışmamışken geçtiğimiz günlerde 21 yaşına girdim. Bana sorsanız hala kitaplardaki karakterlerin gerçek olduğuna inanan, bir gün Hogwards'a kabul edileceğini sanan gözü açılmamış bir kız çocuğuyum derim hâlâ orası ayrı.
21 yılda ne öğrendim bilemem de, ben son üç yılda çok şey öğrendim. Son üç yıl derken üniversite hayatımdan bahsediyorum. Üniversitenin kendisinden ya da derslerden öğrendiklerim değil bunlar. İnsanlardan ve hayattan öğrendiklerim. 18 yaşında hiç bilmediğim bir şehre ailemden ayrı yaşamaya gelirken pek gözükaraydım. Her şeye göğüs gererim, yeter ki artık kendi ayaklarım üzerinde durayım diyordum. Yıllarca hayali ile büyümüştüm öğrenci hayatının ve işte şimdi kavuştum diyordum. Nitekim herkes gibi ben de ailemden ayrıldıktan bikaç hafta sonra gördüm anyayı konyayı. Hele de benim gibi dış dünyadaki zorluklara kapı kapayıp köşenizde kitaplardaki hayatları yaşadıysanız yandınız!
Neler yaşadım neler bu üç yılda. Ne dostluklar edindim ne arkadaşlar kaybettim. Hatalar yaptım, dersler aldım. Farklı işlerde çalıştım, kendi kendime para da kazandım. Bu üç yıl bana neler öğretmedi ki! Bazen üzüldüm, bazen sevindim. Hiç tanımadığım insanlarla aynı odayı paylaştım, aynı yemekten yedik, birbirimizin derdine, sevincine ortak olduk. Yeri geldi tartıştık, sorunlar yaşadık. Her zaman ya da herkesle sonu tatlıya bağlanmadı belki ama hep güzel derslerle devam ettik yolumuza.
Bu yirmi bir yılda öğrendiklerimi anımsayıp gülüyorum. Biliyorum, bundan yalnızca bikaç sene sonra "bundan üç yıl önce ben gözü açılmamış bir kız çocuğuydum" diyeceğim. 
Yolun neresindeyim bilmem. Ama yolun her zaman dümdüz olmadığını biliyorum. Bu yol engebeli ve birçok dönüş var. Hangisinden dönersem o yolun başında olacağım. 
Share
Tweet
Pin
Share
1 yorum

Herkese yenideeen merhabaaa!
Bu yazıyı sonunda  (!) yeni bilgisayarımdan yazıyorum. Bu da demek oluyor ki artık bolca yazı paylaşabileceğim. 
Biriken kitap ve film yorumlarından önce bir favoriler yazısı yazmak istedim. Umarım en yakın zamanda boool bool yorum yazısı da yazabilirim çünkü bir sürü güzel kitap okudum, ayrıca son zamanlarda sinemadan çıkmaz oldum vizyona giren harika filmler sayesinde. Ama şimdi bir an önce favorilere geçmek istiyorum.

Kitap

Tabii ki ilk kitabın bir Coelho kitabı olduğuna şaşırmamışsınızdır. Coelho sonunda (!) yeni bir kitabı bizlerle buluşturdu. Öncesinde kitabın çıkacağından haberi bile olmayan ben kitabı D&R raflarında görünce nasıl sevindim anlatamam. Bilen bilir, en sevdiğim yazardır kendileri. Her kitabını heyecanla alır hemen okurum. 
Kitaba gelecek olursak bu kitap diğer Coelho kitaplarından oldukça farklı bir anlatıma, konuya ve içeriğe sahip. En ilginç tarafı da yaşanmış bir olayı anlatması. Kitapla ilgili yorumlarımı daha sonra ayrıntılı bir yazı ile anlatacağım fakat biyografimsi, akıcı ve bence oldukça ince bir kitap. Belki beklentilerinizi karşılamayabilir yani.
Yine de Coelho sevenlerin kitabı şimdiden okuduğuna şüphem yok .

Film


Bu film bence Marvel'ın açık ara son zamanlardaki en iyi filmi olmuş. Yo, hayır kesinlikle abartmıyorum. Öncelikle benim şimdiye kadar en sevdiğim iki dizi Hannibal ve Sherlock oldu. Filmin baş rollerinde ise Benedict Cumberbatch ve Mads Mikkelsen oynuyor. Yani benim zaten bu filmi sevmemek gibi bir ihtimalim yoktu açıkçası. Yine de yer yer Marvel dokunuşları olsa da filmde artık görmekten sıkıldığımız klasik Marvel senaryosu yoktu. Oldukça özgün ve  sürükleyici bir filmdi. Öyle ki ilk yarı bittiğinde "Nasıl ya? Ne ara bu kadar zaman geçti?" dedim. Film hala vizyondayken bu yazıyı yazmam çok iyi oldu aslında. Bence hala aranızda izlemeyenler ya da kararsız olanlar varsa bu filmi mutlaka izlemelisiniz.

Dizi

Son zamanlarda pek fazla dizi izlemeye vaktim olmadı açıkçası hem üçüncü sınıf olmam hem de aynı zamanda çalışıyor olmamdan dolayı. O yüzden bir tek bu diziyi izledim diyebilirim. Dizi bir Stephen King romanından uyarlama. Ki zaten bu ayrıntı bile diziyi merak edip izlemek için can atmaya yeterli bir sebep bence. J.F. Kennedy 'nin ölümü konu alınmış.Dizinin en kötü tarafı ise maalesef dizi 8 bölüm.  Yani aslında 8 saatlik bir film gözüyle de bakabilirsiniz bu filme. Çünkü sıradan bir televizyon dizisinden çok daha kaliteli bir yapım olmuş. Özellikle finali ile gerçekten beni kendisine hayran bırakmayı ve "Keşke hiç bitmeseydi." dedirtmeyi başardı. İzlemenizi mutlaka öneriyorum.

Telefon Uygulamaları

Son zamanlarda kullandığım en yararlı uygulama Starbucks Türkiye uygulaması oldu. Uygulamaya Starbucks kartınızı ekleyebilir ya da uygulamadan bir Starbucks kartı oluşturabilirsiniz. Kartınıza uygulama üzerinden kart ile yükleme yapmak da mümkün, ürünlere göz atmakta. Ama en yararlı kısmı Starbucks kartınızla aldığınız içeceklerden yıldız kazanmanız ve bu yıldızlar 15 yıldız olduğunda bir tall boy içeceği ücretsiz alabilmeniz. Üstelik ilk yüklemede bir tall boy içecek yine ücretsiz olarak veriliyor. Eğer Starbucks'da çok zaman geçiren biriyseniz işinize çok yarayacak bir uygulama.

Müzik

1-Gorgon City - Imagination ft. Katy Menditta
2- Haux - Homegrown (Mahama Bootleg)
3-.Red Hot Chilli Peppers - Otherside (Felix Zuppe Remix)
4-Alice On The Roof - Mystery Light (Curtis Alto Remix)
5-Duke Dumont - Ocean Drive

Bir sonraki yazıda görüşmek üzereee!
Share
Tweet
Pin
Share
No yorum
Herkese uzuuun bir aradan sonra merhabalar!
Blog yazmayalı o kadar uzun zaman olmuş ki sanki ilk yazımı yazarmış gibi heyecanla yazıyorum bu yazıyı. Blog yazamamamın sebebi hala bilgisayar sorunu yaşamam. Elbette bu blog yazmadığım uzun süre içinde boool bol kitap okuyacak bol bol dizi film izleyecek vaktim oldu. Hayatımda bir çok değişiklik de oldu. Umarım en yakın zamanda eskisi gibi blog yazabilirim ve her şeyi anlatabilirim size :)


Kitap Özeti

Uçurtma Avcısı, Afganistan’da yaşanan savaş ve göç üzerine kurgulanmıştır. Annesini kaybeden, babası tarafından hiçbir şekilde sevilmeyen Emir’in hikayesi anlatılmaktadır. Ayrıca çocukluk arkadaşı olan Hasan’a olan ihaneti peşini bırakmamaktadır.
Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk... Aynı evde büyüyüp, aynı sütanneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır: Emir, ünlü ve zengin bir işadamının, Hasan ise onun hizmetkârının oğludur. Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.
Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır. Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler. Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür. Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.
Uçurtma Avcısı arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman. Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakârlıkları ve yalanları... Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.
Uçurtma Avcısı'nda anlatılan olağanüstü bir dostluk. Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü...

Alıntılar

"...Yalnızca bir günah vardır, tek bir günah. O da hırsızlıktır. Onun dışındaki bütün günahlar, hırsızlığın bir çeşitlemesidir. Bir insanı öldürdüğün zaman, bir yaşamı çalmış olursun. Karısının elinden bir kocayı, çocuklarından bir babayı almış olursun. Yalan söylediğinde, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalarsın. Hile yaptığın, birini aldattığın zaman doğruluğu, haklılığı çalmış olursun." 

Dudağının bir kıyısı hafifçe kıvrılmıştı.Bir tebessüm.Orantısız.Çarpık.Varla yok arası.Ama orada."Uçurtmayı senin için yakalamamı ister misin?" Başını evet anlamında salladığını gördüm."Senin için bin tane olsa yakalarım"... 
Yalnızca bir gülümsemeydi, hepsi bu. Her şey düzelmiş değildi. Hiçbir şeyi düzeltmemişti. Belli belirsiz bir tebessüm. Minicik bir şey. Ormandaki bir yaprak; ansızın havalanan bir kuşun kıpırdattığı bir yaprak.Ama kollarımı ardına kadar açıp onu kucaklayacağım. Bağrıma basacağım. Çünkü bahar gelince, karların tek tek, tane tane eridiğini biliyorum; belki de ilk kar tanesinin eriyişine tanık oldum.

Şöyle dedi: 'Çok korkuyorum.' 'Neden,' diye sordum. 'Öyle mutluyum ki, Doktor Resul. Böylesine büyük, müthiş bir mutluluk, insanı korkutuyor.' Yine nedenini sordum, şöyle dedi: 'Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.'

Gökyüzü kesintisiz, mavidir; karın beyazlığı gözlerimi yakar. Taze karı avuçlar, ağzıma atarım; bir tek kargaların tiz çığlıklarıyla delinen, yoğun sessizliği dinlerim.

'Vicdanı olmayan, iyiliği bilmeyen bir insan acı çekemez...'

“Annem elmaların olgunlaşmasını bekleseydin, hastalanmazdın dedi. Şimdi, ne zaman bir şeyi çok istesem, annemin elmalar için söylediği şeyi anımsıyorum.”

Odamda tek başıma olmayı diledim ;kitaplarımla baş başa, bu insanlardan uzakta

Kitap Yorumu

Bugün uzuuuuun zamandır okumak istediğim bir kitabın yazısını yazıyorum. Uçurtma Avcısı'nı sürekli duyuyordum ve sürekli bir sonraki kitap alışverişine erteliyordum ve her seferinde unutuyordum. Son D&R alışverişimde indirimdeki kitaplarda görünce hemen kapıverdim tabii.Şunu belirtmeliyim ki bunca zamandır bu kitabı okumayı ertelemekle büyük hata etmişim! Okurken bazen ağladım, bazen kızdım, bazen mutluluk göz yaşları döktüm, bazen karakterlerle inanılmaz bir bağ kurdum ve okuduğum en güzel kitaplardan biri oldu.Eğer siz de benim gibi dram okumaya bayılıyorsanız bu kitap tam size göre. Salya sümük ağlama garantisi veriyorum size. Yalnız dram dediysem de öyle sıradan duygu sömürüsü olan kurgulardan biri değil bu kitap. Yazarın harika anlatımı ile hayatın içinden bir hikaye anlatıyor sizlere.Benim kitabı bu kadar sevmem sanırım biraz da olayın ezilen tarafın bakış açısıyla kurgulanmamış olması.Olaylar Emir'in gözünden anlatılıyor ve siz kitabın belki de yüzde doksanında Emir'e korkunç bir öfke duyuyorsunuz.Arkadaşlık ve kardeşlik tanımını size bir kez daha sorgulatacak, sorgulatırken de kendinizi eleştirme imkanı sunabilecek bir kitap.Kitabın bir güzel yanı da Afganistan'daki hayatı size olabilecek en gerçekçi haliyle sunabilmesiydi. Ayrıca hizmetli - ağa arasındaki o bitmek bilmez ayrımı da yine harika anlatmıştı.Yazarın dili oldukça yalın, kitap nasıl bitti anlamadım bile. Demem o ki gerçekçi dram seviyorsanız bu kitabı mutlaka okumalısınız.Yazarın Bin Muhteşem Güneş ve Ve Dağlar Yankılandı isimli iki ünlü romanı daha var. En kısa sürede onları da okumayı düşünüyorum.Bir sonraki yazımda -umarım en kısa zaman sonra- görüşmek üzere, iyi okumalaar!!!
Share
Tweet
Pin
Share
No yorum
Herkese merhaba! Blogun adını aklında tutamayan ve şablonu biraz karışık bulanlar vardı. Bu yüzden birkaç değişiklik yaptım. Daha uzun zaman ayırabileceğim bir zamana kadar yeni şablonumuz bu! Yeni blog adını ve şablonu nasıl buldunuz?
Share
Tweet
Pin
Share
No yorum


Yaz günlerinde ferah, hafif ve tatlı bişeyler yemek gibisi var mı? Hele de bu tatlı çilekliyse asla hayır diyebileceğimizi sanmıyorum. İşte benim çilekli pasta yaparken kullandığım tarif. Umarım beğenirsiniz.
Malzeme :
  • 7 yumurta
  • 1,5 su bardağı. pudra şekeri
  • 3,5 su bardağı. un
  • 1 tatlı kaşığı limon kabuğu rendesi
  • Yarım limon suyu
  • 500 gr. çilek.
Yapılışı :
Tencerede şekerle yumurtaları, telle yoğurt kıvamında oluncaya kadar çırpın. Unu, limon suyunu ve limon kabuğu rendesini katın. Karıştırın. İçi yağlanmış yuvarlak pasta ka­lıbına koyun. (Hamur, kalıbın yarısını geçmemelidir.) Orta hararetli fırında pişirin. Kalıptan çıkarın. Soğuyunca iki­ye, kesin. Birini likörlü şurupla ıslatın. Krem sürün, çilek­leri dizin. Tekrar krem sürün ve pastanın ötekini üstüne ka­patın. Krema, çilek ve fıstıkla süsleyin.
Kremanın yapılışı :
Tencereye 6 yemek kaşığı toz şeker, 1 yemek kaşığı un, 2 yumurta koyun. Telle karıştırın. Sıcak sütü katın. Aleşte karıştırarak pişirin. 125 gr. Sana katın. İndirin. Va­nilya tozu ilâve edin.

Bon appetit!

Share
Tweet
Pin
Share
1 yorum

Merhabalaaar, ben geldiiim. Yine bir blog yazısı ile karşınızdayım.
 Anlatacak o kadaar çok şeyim var ki nereden başlasam bilemiyorum.
Öncelikle yaz tatilimi anlatmak istiyorum. Benim için bu yaz pek tatil kıvamında olmadı açıkçası. Sebebi babamın tayininin çıkması oldu. Babamın bir süredir görev yaptığı yerde görev süresi dolunca sahil kenarı bir yerlere yerleşme hayalleriyle tayin dilekçesine Antalya İzmir yazıp son tercihe de boş kalmasın diye Bolu yazdık ve Bolu'ya tayinimiz çıktı. Biz tabii ailece büyük bir şok geçirdik. Ben Adana'da aldım bu haberi. İlk önce inanamadım ama zamanla alıştırmaya çalıştım kendimi bu fikre. Birkaç gün sonra babam Adana'ya benim eğitim durumum için tayin yapmak istediğini söyledi. E bu benim için daha kötü olurdu açıkçası çünkü ben kendi ayaklarım üstünde durma -birazcık da özgür olma- olayını çok sevmiştim. Neyse ki o fikirden hemencik vazgeçtiler. Neyse, ben Temmuz'a kadar Adana'daydım sonrasında döndüm ailemin yanına. Bayramdı babaanne dede ziyaretiydi derken Bolu'ya geldik ev tuttuk sonra biz kardeşimle İstanbul'a gidip annemlerin eşyaları getirmesini bekledik. Yani sonuç olarak taşındık.
Bayağı uzun ayrıntılı bir konu çok fazla boğmak istemiyorum sizi.



 Taşınmak dışında bu yaz neler yaptım? Bu yaz daha doğrusu bu ay daha çok tarih kitapları okudum. Bunlar daha çok Türkiye ve Türk ırkının tarihi üzerineydi. Yine aynı konularda programlar, belgeseller izledim. Nedeni kendimi bu konuda yetersiz görüşümdü. Sonuçta mensubu olduğum, savunduğum ırkın geçmişini bilmemenin ayıp olduğunu düşünüyorum.
 Ayrıca sonunda A Gentlemens Dignity'î bitirip The Heirs'e başladım -cidden sonunda yani!- Dizi şu an harika gidiyor. Bir yandan da Hannibal 3. sezon devama ediyorum.
Ayrıca biraz rahatsızım son zamanlarda, hastane koridorları pek tatlı geliyor sanırım.
Öyle işte, evde öylece oturduğum için yapacak pek bir şeyim yok açıkçası. Kızlarla tatil dönüşü bir hafta Mersin kaçamağı planları falan yapıyoruz. Ama şimdilik sadece planlama aşamasındayız. Benim tatilim böyle sıradan, sıkıcı ve dinlendirici geçiyor. Bütün bir sene yine yerimde durmayacağım için pek şikayetçi değilim açıkçası bundan. Aşağıya tatilimden fotoğraflar koyacağım.
Ama öncesinde sizden bir konuda hassasiyet istiyorum. Bu yaz her güne şehit haberleriyle, gencecik askerlerimizin annelerinin feryatlarıyla uyanıyoruz. Hem de yok yere. Evet blogumun genel izleyici kitlesi bakımından belki elimizden gelen az şey var. Ama en azından şehit ailelerine elimizden geldiğince yardım edebiliriz. Şehit ailelerine bağış için TIKlarsanız sevinirim. (linki blogumun sağ üst köşesinde Atatürk resminin altında da bulabilirsiniz.)
Şimdiden teşekkürler ve herkese iyi tatiller dilerim.
(Bu arada son zamanlarda blogumla ilgili çok geri dönüş aldım. Çok mutlu oluyorum bana yazdığınızda. Lütfen yazmaya devam edin. Sizi çok seviyorum canım izleyicilerim :) )
  














Share
Tweet
Pin
Share
No yorum
Çok kitap okuyanların en büyük sorunu kitapları odaya sığdıramamak olsa gerek.
İşte depolama sorununu çözerken aynı zamanda oda dekorasyonuna da katkıda bulunabileceğiniz sade, şık, ferah ve minimal dekorasyon önerileri.















Share
Tweet
Pin
Share
No yorum
mabellejournal

Ilık geçen bir Adana gününden merhabalar efendim. Ben geldim -çok erken oldu dimi?- Buralara uzun zamandır yazmamamın sebebi ne kitap ne film. Çünkü bolca kitap okudum ve hatırı sayılı film izledim. Ancak son dönemlerde okul, sınavlar ve bazı şeyler vardı. Biliyorum bunlar blog yazmama engel değil fakat kendime bayağı bir vakit ayırdım.
Şimdi uzunca anlatmak istiyorum aslında. Uzun zamandır bir arayıştayım. Kendimi arıyorum. Nasıl birisi olduğumu, ne istediğimi, ne hissettiğimi anlamaya çalışıyorum.
Peki neden arayıştayım?
İnsanlara kendimi doğru yansıtamadığımı gördüm. Ve bunun sebebinin kendimi tanımamak olduğunu anladım.İçimde onlarca kişi var. Elif Şafak'ın Siyah Süt kitabını okuduysanız bilirsiniz. Bir kadının içinde bir çok kadın vardır. İşte ben hangisi ana karakter bulamıyorum. Nasıl davranmam gerektiğini bilemiyorum. 
mabellejournal


Neyse işte efendim, kendi içimde böyle bir arayıştayım. Aslında uzun uzun yazmak isterim ama şimdilik ancak bu kadar yazabiliyorum. 
Aa bu arada bahsettim mi bilmiyorum. Tangoya başladım. Özgürce dans ettim. Tango yarışmasına katıldım, birinci olamasam da harika bir tecrübe ve harika dostluklar edindim.  
Yani efendim kısacası yaz uzun, okunacak tonlarca kitap var ve yaşanacak kocaman bir hayat. Ben artık buradayım, sizi de bekliyorum.

Share
Tweet
Pin
Share
No yorum


Harika bir bahar gününde bodrum kattaki yurt odamdan herkese merhaba!
Belki de haftalardır dinlenmeye vakit ayırmadığımı fark ettim ve bugünü tatil ilan ettim. Yine uzun zamandır yorumlar dışında blog yazmayı ihmal ettiğimin farkındayım. Hepinizin bildiği gibi vize haftasını atlattık, birkaç sosyal sorumluluk projeme vakit ayırdım, şimdi ise biraz okula ve okumaya vakit ayırmayı düşünüyorum.


Öncelikle vize haftasından başlayalım. Vize haftasında Nöbetçi Kütüphane'de sabahladık. Tabii sadece ders çalışmadık, aralarda muhabbet ettik, gitar çaldık, söyledik, dinledik. Nöbetçi Kütüphane'nin bizi diğer üniversitelerden ayıran bir şans olduğunu düşünüyorum. Harika atmosferi, Cemil ve Caner Bey, biz gönüllüler ve okumayı seven birçok insanın buluştuğu harika bir mekan.


(Nöbetçi Kütüphane'de sabahlayan okurlarla öz çekimimiz :) )

Dediğim gibi, vizelerden sonra sosyal sorumluluk projelerime daha çok ağırlık verdim. Bunlardan birisi Çukurova Üniversitesi Girişimcilik Kulübü'nün Açık Hava Sineması etkinliğiydi. Etkinlik, üyesi olduğum Sosyal Sorumluluk takımının minikleri mutlu etmek için toplayacağımız parayı tamamladık. Neşeli Günler'i izlediğimiz gösterime yüzlerce kişi geldi. Herkese teşekkür ediyorum gerçekten! İyi ki varsınız iyi ki geldiniz!




(fotoğraflar: nöbetçi kütüphane)


Şimdilik bu kadar! Bir dahaki blogda görüşmek üzere! 


Share
Tweet
Pin
Share
No yorum

Son yayınladığım yazıyı yazmamın üstünden 2 hafta geçti. Bu 2 haftada yorumlayabileceğim bir kitap okuyamadım maalesef :(
O yüzden telafi amaçlı blog yazısı yazmaya karar verdim. Sizinle son 2 haftada neler olduğunu paylaşmak istiyorum.
Öncelikle Adana'ya döndüm, ilk gecemi polis evinde geçirdim ve yurda yerleştim. Ama bu yurda yerleşme olayı benim için oldukça yorucu ve karmaşık oldu.
Sabah dokuzda uyanıp Ziyapaşa'daki Kyk Müdürlüğü'ne gittim bana müdürün saat birde geleceğini söylediler. Tabii ben o saate kadar gidiş dönüş yapmak yerine mağaza gezmeyi tercih ettim. Saat bire kadar gezip gereksiz bir sürü şey aldıktan sonra saat 12:50 falan gibi babam aradı. Meğerse kyk müdürünün değil de sabancı yurdunun müdürünün yanına gitmem gerekiyormuş. Neyse, Sabancı Yurduna gittim, müdürle görüşmek için bi yarım saat falan bekledim sonra müdür ile görüştüm. Ve müdür bana ismimin yeni gelen öğrenciler arasında olmadığını söyledi. Tekrar tuttum kyk müdürlüğünün yolunu.
Kyk Müdürlüğü'ne gittim. Beklerken Sabancı Yurdu'nun müdürü gelip sana Fevzi Çakmak Yurdu çıkmış demesin mi..
Hani hiç mi bi işim yolunda gitmez anlayamıyorum bazen.
Neyse polis evine döndüm valizlerimi aşağı indirip bekledim. Arkadaşlarım geldi arabaya koyduk valizleri falan. Sonra yurt girişinde indirdik valizleri arkadaşım gitti falan. 2 kocaman ve acayip ağır valizimi bekleme odasına bırakıp kaydımı yapacağım binaya gittim. Kadın gerekli evrakları isteyince aval aval baktım yüzüne. Gerekli evraklar derken? Neyse ki çok fazla istenen bişey yoktu. Yalnızca öğrenci belgesi almam gerekiyordu saat beş olmadan. Hızla fakülteme gittim fakat öğrenci belgesi fakülteden alınmıyormuş. Okulun diğer ucundaki dekanlığa gidip öğrenci belgemi aldım. Tekrar yurda dönüp kaydımı yaptım. Ancak gün boyunca uğraştığım şeyler bir yana en zor yanı yeni başlıyordu: valiz taşımak. Misafirhanede yer olmadığı için beni üçüncü kata vermişler. 2 kocaman valizimi üç kat çıkartmak ve yerleştirmek benim için çok çok zor oldu fakat gün bitmeden yerleştirdim. (tabii daha sonra misafirhaneye geçerken de üç kat indirmem ayrı bir konu!)
Neyse, sonuç olarak şu an size Fevzi Çakmak Yurdu A Blok Misafirhanesinden yazıyorum ve sanırım uzun bir süre burada kalacağım. Umarım da öyle olur! Çünkü artık taşınma macerası ile uğraşmak istemiyorum. Benim için maceralı fakat oldukça yorucu geçen günümü sizinle de paylaşmak istedim. Umarım fazla sıkıcı olmamışımdır :)
Share
Tweet
Pin
Share
No yorum

Merhaba!
Uzun zamandır kitap yorumu dışında blog yazmadığımın farkındayım. Aslında ilk yazımdan sonra hiç yazmadım sanırım. Bu süre içerisinde neler oldu peki?
En başta okulum tatil oldu, ailemin yanına geldim. Tabi bolca dinlendim, dizi izledim, kitap okudum ve bir dönemin yorgunluğunu böyle attım. Geldiğim hafta büte kalıp sonraki hafta dönme planları yapmıştım fakat büte kalmadığım için tatilimi uzattım. Sanırım bir aydır burdayım ve işte pazar günü Adana'ya dönüyorum. Üstelik bu defa da farklı bir maceraya gidiyorum. Bir süre önce yurttan ayrılmıştım ve bu dönem yeni bir yurda geçiyorum. Hatta bu yurt devlet yurdu. Şimdilik misafirhanede kalacağım. Umarım yarı özele geçerim en kısa zamanda.
Neyse, tatil diyordum en son. Bu dönemde delice anne yemeği yerim diye düşünürken midemdeki rahatsızlıktan dolayı yemeği yiyemediğim gibi üstüne bir de 3 kilo gitti. Neyse, sağlık olsun. Nasıl olsa Adana'ya gidince kendimi La Creme'e atıp delice macaron yiyeceğim.
Tatilimle ilgili anlatacak pek bir şey yok açıkçası. Sadece bolca dinlendim diyebilirim.  Bir sonraki yazımda görüşmek üzere, hoşçakalın!

PS: Tema ile ilgili yardımcı olabilecek olan varsa aranızda lütfen bana ulaşsın.
Share
Tweet
Pin
Share
No yorum
Older Posts

S O S Y A L M E D Y A

 Facebook Twitter Instagram Goodreads Pinterest

KİTAP

FİLM

DİZİ

BLOG

TARİF

DIY

NE OKUYORUM?


INSTAGRAM

Bumerang - Yazarkafe

Ziyaretçi Sayısı

Sayaç

Popüler Yazılar

  • Dan Brown - Başlangıç Kitap Yorumu
                                                                                                    Herkese yeniden merhaba! Bugün uzu...
  • Her (Aşk) | Film Yorumu
    "Even if you get home late and I'm already asleep, just whisper in my ear one little thought you had today, 'cause I love ...
  • The Theory of Everything Film Yorumu
                    Uzuun zaman sonra bir film yorumu ile karşınızdayım. Güzel bir film izlemek için bakınırken uzun zamandır izlemek isted...
  • Üniversite hayatı, yurtta kalmak, yurt için alınması gerekenler
    Ailenizden uzak bir şehirde okuyorsanız üniversitenin özellikle ilk yılı size çok zor gelecektir. Çünkü ilk defa kendi ayaklarınızın üzerin...
  • K-drama nedir? - K-drama önerilerim
    Uzun zamandır bir K-drama yazısı yazmak istiyordum. Bugün hazır blog yazmaya üşenmemişken ve yeni diziye başlamışken yazmaya karar ve...
  • İnsan Ne İle Yaşar - Tolstoy | Kitap Yorumu
                                        Konusu Anna Karenina, Savaş ve Barış ve Diriliş gibi büyük eserlerin yazarı, ünlü düşünür Lev N...
  • İzlediğim en güzel, en naif aşk filmleri
    Merhabalaar! Bugün çok sevdiğim naif ve güzel aşk filmlerinden oluşan bir film öneri yazısı yazıyorum size. İlk film tabii ki en sev...
  • Kitap okumaya zaman bul-a-mamak
    Arkadaşlarımdan ve çevremdeki insanlardan en sık duyduğum sorular "Nasıl bu kadar kitap okuyorsun?" "Kitap okumaya nasıl...
  • Fault In Our Stars - Aynı Yıldızın Altında
    Aynı Yıldızın Altında John Green Onüç yaşında, IV. derecede tiroid kanseri konan Hazel, ondört yaşında tıbbi bir mucize ile ciğerlerin...
  • Veganizm - Neden Vegan olmalıyım?
    “ Veganlık hayvanlar alemine dair sömürü ve zulmün tüm biçimlerini dışlamanın ve yaşamı gözetmenin yoludur. Et, balık, kümes hayvanı, y...

Tüm hakları saklıdır @2017 by Irem Karakayis Gooyaabi Templates