Koku - Patrick Süskind



Koku, Patrick Süskind’in 1979’da yayımlanan ilk romanıdır. Süskind bu romanla uluslararası üne erişmiştir ve Koku yazarın başyapıtı sayılmaktadır.

Yazar, bu romanda kokuları kelimelerle tanımlayabilme başarısı göstermiş ve aslında kokuyu insanın benliği olarak düşünmemizi istemiştir. Böylesi alegorik bir anlatımı harika bir kurguyla, akıcı bir dille sunması ile okuyucuyu kendisine hayran bırakmıştır.

*****

Jean Babtiste Grenouille, Fransa’da yılın en sıcak günlerinden birinde Rue Aux Fers’de bir balıkçı tezgâhının yanında doğdu. Öyle bir doğum ki, annesi daha önceki beş çocuğunda da yaptığı gibi, sancı geldiği gibi balık bıçağıyla o anda işi halletti. O dönemde kentler, caddeler gübre, sidik, çürümüş tahta ve sıçan yağı gibi pis kokularla kaplıydı ve Grenouille de işte böyle pis kokuların içinde doğdu. Doğumun ardından annesi ölü balıkların pis kokuları nedeniyle tezgâhın yanına düşüp bayıldı. Yeni doğan çocuk koşuşmalar, bağrışmalar ve değerlendirmeler sonucu sütanneye verildi. Annesinin ise daha önceki çocuklarını da bu şekilde doğurup ölüme bıraktığı için kafası uçuruldu.

Sütanne birkaç zaman geçtikten sonra bu çocuğun diğer çocuklardan farklı olduğunu sezdi. Ne yaparsa yapsın bu çocuk insan gibi kokmuyordu. Bunun ardından onun bir şeytan olduğunu düşünüp elinde sepetle Papaz Terrier’e gitti ve çocuğu ondan almasını istedi. Papaz onu para karşılığında başından savmaya çalıştı ama sütanne para istemediğini, yalnızca bu çocuğun insan olmadığını ve çocuktan bir an önce uzaklaşmak istediğini söyledi.

Bunun üzerine Peder de çocuğu kendinden uzaklaştırmak istedi. Çünkü sütannenin söylediklerine inanmaya başladı. Madam Galliard adında tanıdığı başka bir sütanne vardı ve çocuğu ona teslim etti, bir yıllık ücreti de peşin ödedi.

Zaman geçti, Granouille Madam Galliard’ın evinde büyüdü. Granouille o kadar nefret edilecek ya da tiksinilecek bir çocuk olmamasına rağmen orada da onu kimse sevmedi. Granouille de tüm insani duygulardan yoksun olarak büyüdü. Aşk, sevgi, başkalarını düşünmek gibi duygulardan hiçbirine sahip olmadı. Granouille’nin ahım şahım bir zekâsı da yoktu; ancak, diğer insanlar gibi kokusu olmamasına rağmen çok iyi koku almaktaydı. Hatta kilometrelerce uzaktan bile her kokuyu ayırt edebiliyordu.

Granouille genç bir çocuk olduğunda bir dericinin yanında çalışmaya başladı ve orada çalışkanlığını gösterdi. En zor işleri bile rahatlıkla yapabiliyordu. Çalışkandı çalışmasına ama kafasında bir parfüm dükkânında çalışmanın hayalini kuruyordu. Bir gün patronu tarafından, işlenmiş derileri bir parfüm dükkânına teslim etmek üzere gönderildi ve orada kokular konusundaki marifetini gösterince parfümcü çocuğu işe almak istedi.

Parfümcü iyi bir para karşılığında Granouille’yi dericiden aldı. Parfümcü şehrin en iyi parfümcülerinden biriydi. Ancak son zamanlarda işleri iyi gitmiyordu ve iflas etmek üzereydi. Granouille’nin üstün koku yeteneği sayesinde çok iyi kokular üretmeye başladı ve bu sayede dükkân sahibi tekrar şehrin en ünlü parfümcüsü olup çok iyi paralar kazandı.

Granouille, dükkân sahibini başarılara götürdükten sonra işinden sıkılmaya başladı ve insan kokusundan da bıkmıştı. Tüm kokulardan uzaklaşmak istedi. Bu amaçla günlerce süren bir yolculuk yaptı ve hiçbir insan kokusunun olmadığı bir dağa yerleşti. Granouille insan kokularından uzakta dağda tam yedi yıl geçirdi. Ardından aklına bir fikir geldi ve dünyanın en iyi kokusunu yaratmak amacıyla geri döndü.

Bu amaçla, genç, güzel ve bakire kızların peşine düştü. Onları öldürmeye ve parfümcülere özel bir yöntemle kokularını almaya başladı. Genç kızların sürekli öldürülmesi şehirde büyük korku saldı. Şehrin en güzel kızının babası durumu anlayıp, kızını kurtarmak için kızıyla bir yolculuğa çıktı. Fakat Granouille’nin en büyük amacı zaten o kızın kokusunu alabilecek yeteneğe sahip olana dek bir sürü kız öldürmekti. Babası ve kızı ne kadar çok uzaklaşsalar da, Granouille kızın kokusunu aldı ve onları konakladıkları yerde buldu. Kızı öldürdü ve kokusunu aldı ve dünyanın en iyi kokusunu üretmiş oldu.

Fakat bir süre sonra cinayetleri işleyenin Granoulle olduğu anlaşıldı ve yakalandı. İdam edileceği gün Granouille ne yapacağını biliyordu. Yarattığı kokuyu sürdü ve idam edileceği meydana indi. Kokusuyla tüm kalabalığı büyüledi ve kimse onu idam etmek istemedi.

Tüm bunlardan sonra Granouille’nin sonu oldukça trajik oldu. Bir gün sürdüğü kokudan dolayı onu melek gibi gören insanlar ondan bir parça almak istediler ama onu paramparça edip öldürdüler

Beğenebileceğiniz Diğer Yazılar

0 yorum

Yorumlarınız benim için çok değerli, şimdiden teşekkürler!